• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul : 6 °C
  • Berlin : -4 °C
  • Paris : -3 °C
  • Amsterdam : -4 °C
  • Zürih : -4 °C
  • Moskova : -6 °C
  • Lefkoşa : 7 °C

13. Gençlik ve evlilik

14.08.2010 13:00
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

Nevzat Laleli       nevzatlaleli@gmail.com           www.yuvamiz.net

Yuvamız yazı serisi

İnsan hayatının en önemli dönemi gençlik, gençliğin en önemli dönüm noktası hiç şüphesiz evlenmeye karar verebilmek ve uygun bir eşle evlenebilmektir. Zira fıtraten (yaratılış olarak) bütün canlı varlıklar üremek ve nesillerini dünyaya getirmek isterler. Rabbimiz karşı cinsle bir araya gelebilmelerini sağlayacak, canlılarda ve özellikle insanlarda her türlü cazibe alanlarını yaratmış, adına sevgi veya aşk denilen hislerle donatmış şehvet duyguları vererek birbirlerini arzu etmelerini sağlamıştır.  

Ancak yaratıcımız canlı varlıkları ve özellikle de insanı, kendisine akıl gibi bir nimet vermiş olduğundan dolayı başıboş bırakmamış, bu duygu ve hislerin iyi ve doğru yollarla kullanılabilmesi için kurallar koymuştur. İnsanı hayvandan ayıran en önemli özellik, hayatın devamı ve memat’ın (ahiretin) saadetini sağlayabilecek bu kurallara uyabilmesidir.

Eğer karşı cinse duyulan duygu ve şehvet, hiçbir kural tanımadan yerine getirilmek istenirse buna “zina,” bir kurala bağlı olması halinde adına “nikâh” denmektedir. İkisi arasında farkı uzun uzadıya belirtmek mümkünse de şu kadarını söylemek yeterlidir.

Zina’da eşler birbirlerine karşı bir sorumluluk taşımazlar. Bu eylemden kadının hamile kalması da mümkündür ve genellikle doğuracağı çocuğuyla baş başa kalmakta, erkek baba olma sorumluluğunu taşımamaktadır. O, şehvetini tatmin etmiş, bir başka kadını bulmanın arayışı ve telaşı içerisine girmiştir.

Günümüzde, zinanın serbest olduğu Batı ülkelerinden; “Fransa’da zina yoluyla doğan çocuk sayısı, nikâh yoluyla doğan çocuk sayısını aşmış bulunmaktadır” Zina mahsulü doğan çocuklar (veledi zina’lar) ise hayatları boyunca yana-yakına gerçek babalarını arayacaklardır.

BİRLEŞMENİN KURALLARI

Hâlbuki nikâh’lı birleşmelerde, evliliklerde eşler, hayatın ve doğacak çocuğun sorumluluğunu birlikte paylaşmakta, çocuk doğduktan sonra kendini doğuran kadına anne, kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan erkeğe de baba demektedir.  Çocuk, gençlik (rüşt) çağına gelinceye (kendi ayakları üzerinde duruncaya) kadar bu iki varlığa yani anne ve babaya dayanacak, iyi ve kötü günlerinde onlardan maddi ve manevi destekler alacaktır. Böylece “neslin emniyeti” sağlanmış olmaktadır.

Evlenmek, yaratıcımız tarafından teşvik edilmiş, hatta topluma görev vererek ; “bekârlarını evlendirmesi…” ni emretmiştir. (Nur suresi 32. ayet) Peygamberimizin sayısız hadis-i şerifleri ve kendi uygulaması (sünneti) de bu konuda bizlere yol göstermiştir. Şu hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz; “Sizin şerlileriniz, bekârlarınızdır” buyurarak, bekâr kalmayı kötü görmüş, “Evlenen dininin yarısını korumuştur. Diğer yarısı ise Allah’tan korkmaktır” buyurarak ümmeti olan biz Müslümanları ikaz ve irşat (aydınlatma) etmiştir. Ayrıca kendisi de evlenerek, evlenmede ki sünnetini ortaya koymuştur.

Bu gün ülkemizde inancı kuvvetli olsun zayıf olsun, İslam’ı yaşıyor olsun yaşayamıyor olsun her kes oğulları için bir kıza talip olacağı zaman şu kalıplaşmış sözü söylemektedirler. “Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kızınıza talibiz.” Peygamberin kavli demek evlenmek suretiyle onun yaptığı sünneti demektir.

“ZİNAYA YAKLAŞMAYIN”

Evlenmek teşvik edilir hatta emredilirken, insanları nikâhsız birleşmeleri (hayvanlar için bir kural yoktur) men edilmiş (yasaklanmış) hatta buyruk, zina etmeyin diye değil, “zinaya yaklaşmayın” şeklinde gelerek, kötülüğe gidecek yollar da kapatılmıştır. Peygamberimiz; “Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası işitmek, ellerin zinası tutmak, ayakların zinası gitmektir…” buyurarak, zina yolunun nasıl kapatıldığını ortaya koymuştur.

Zinanın fert ve toplumda doğurduğu felaketler sayılamayacak kadar çoktur. Ama bir örnek bile bizim yüzümüzü kızartacak şekildedir. Yüzde 99’unun Müslüman olduğunu söylediğimiz ülkemizde, Ankara başta olmak üzere büyük illerdeki büyük Bil-Bortlar da, (2005 yılında) Sağlık Bakanlığının; “AİDS’TEN KORUNMAK için TEK EŞLİLİĞİ tercih edin” afişi her şeyi anlatmaya yetmektedir.

NEREDEN NEREYE GELDİK

Bin yıl İslam’a hizmet etmiş bir milletin evlatlarıydık. Osmanlının yıkılmasının arasından 100 sene bile geçmeden çevremizde fuhuş, zina, kız kaçırma, ırza tecavüz ve bunlara bağlı olarak adam öldürme olayları o kadar artmıştır ki Emniyet Genel Müdürlüğü aylık ve yıllık suç işleme istatistikleri bunu açıkça ortaya koymaktadır. Yangın hepimizin kapısına kadar gelmiş ve dayanmıştır. Dün komşumuza veya bir tanıdığımıza yapılan tecavüzün yarın bizim çocuklarımızı da yapılabilir korkusu her yanımıza kaplamıştır.

Bu felaketin yayılmasında en büyük amil (etken) hiç şüphesiz çocuklarımızın ve gençlerimizin İslam inancından uzak yetiştirilmesidir. Zira materyalist bir düşünceyle yetişen gençler, aile mahremiyeti, eşin kutsallığı, evladın ahlak kurallarına uygun yetiştirilmesi gibi bütün manevi değerleri reddetmekte, hatta bu değerleri çiğnemeyi kendisi için sanki bir kahramanlık kabul etmektedir.

İkinci amil ise “Medya yani gazeteler, dergiler ve TV’lerdir.” Daha çok Rantiyeci ve çıkarcı bir kısım azınlığın elinde bulunan bu gazeteler ile birçoğu kanalizasyon gibi çalışan kanallar; haberlerinde, yorumlarında, filmlerinde kendini seyredenleri ve özellikle geçlerimizi tahrik etmekte, fuhşa ve zinaya yönlendirmektedir. Son dönemlerde İnternet de bu koroya katılmış en açık en ahlaksız film ve fotoğrafları hiçbir ahlaki kural tanımadan ulaşabildiği erkek-kadın-çocuk herkese sunmaktadır.

Öte yandan “Nikâh” madden ve manen zaten “Kaf dağının ardındadır” Bir gencin evlenerek kendini zinanın afetinden koruyabilmesi, o kadar zor bir olaydır ki birçok genç bu zorluğu aşabileceğine inanmamakta ve şehvet duygularını bastıramadığı için kendini zina ve fuhşun içerisinde bulmaktadır.

BU CANAVARLARI KİM YETİŞTİRDİ

Savaşları protesto etmek amacıyla sırtındaki gelinlik elbisesiyle İtalya’dan Beyrut’a gitmek üzere yola çıkan İtalyan sanatçı Giuseppina Pasqualino, son görüldüğü İstanbul’dan sonra ortadan kaybolur. Aradan birkaç gün geçince Polis onu Kocaeli-Gebze yakınlarında kendisine tecavüz edilerek öldürülmüş ve cesedinin gömülmüş olarak bulur. Katil zanlısı yakalanır ve tutuklanır. Zanlı ilk ifadesinde “Benimle olmak istemedi…” diyerek tecavüz ve katliamını açıklamaya çalışır. (9.Nisan.2008)

Gördünüz mü, yıllarca imansız insan yetiştireceğiz diyenlerin yetiştirmiş olduğu hilkat garibelerini. Yine gördünüz mü, basın-yayın yoluyla yıllardır cinsel tahrik altında tutulan insanların yaptıklarını… Her gün gazetelerde buna benzer birçok haberi okumuyor muyuz?

40 yılını gençliğe hasrederek, onların imanlı ve ahlaklı yetişmelerine çalışmış bir ağabeyinizim. Acaba “bu yangın nasıl söndürülebilir” diye düşünmüş, gençlerimizin zinanın felaketinden kurtulmaları ve evlenerek yuvalarını kurmalarını sağlamak amacıyla “www.yuvamiz.net” i kurdum. Zira kötülüklere karşı ağlama ve sızlamanın bir netice vermediğine inanmış, bir atasözümüzde ki gibi; “Karanlığa küfretmektense bir mum yakmak evladır (daha iyidir)” diyerek çalışmalara başladım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim