• BIST 83.105
  • Altın 146,901
  • Dolar 3,7669
  • Euro 4,0418
  • İstanbul : 7 °C
  • Berlin : -4 °C
  • Paris : -1 °C
  • Amsterdam : 0 °C
  • Zürih : -7 °C
  • Moskova : 1 °C
  • Lefkoşa : 14 °C

Avrupa’daki Türk sporu ve Türk basını

15.03.2010 20:39
Ahmet İncel

Ahmet İncel

Resmen 1975’de kurulan Münih Türkgücü ve 1981’de kurulan Münih Ataspor uzun yıllardır süren görüşmelerden sonra 19 Mayıs 2009’da Münih Türkgücü Ataspor olarak birleşti. Bu birleşme ile Türkiye dışındaki en büyük Türk kulübü haline gelen kulüp hala kurucu yönetim kurulu ile yönetiliyor. İki kez toplanan olağan genel kuruldan hala bir yönetim kurulu çıkarılamadı. Şu an için 420 resmi üyesi olan kulübün olağan yönetim kuruluna yeterli sayıda üye katılmıyor.  Olağan yönetim kurulunda da bu durumun suçlusu bulundu: Türk basını... Gazeteciler olarak yeterli desteği vermiyormuşuz... El insaf...

Yirmi yılı aşkın süredir bu takımların peşinde koşuyoruz. Deplasman maçları için eyalette gezmediğimiz kent, kasaba, köy kalmadı. Kelle koltukta kendi arabamızla yüzlerce kilometre yaptık. Kar kış demeden kale arkasında bir gol resmi çekeceğiz diye mücadele verdik, atılan her golle sevindik içimizi ısındık, yenilgilerle çoluk çocuktan ayrı geçirdiğimiz hafta sonunu mutsuz kapattık. Gazetemiz o zamanlar Pazar günü oynanan Münih Türkgücü maçını Pazartesi günü yayınlardı. Bizde hem maçı izlemeye çalışır hem de maçın başında çektiğimiz siyah beyaz resimleri merkeze geçebilmenin yollarını arardık. Maç, Pazartesi günü gazetede yayınlanamadığında da ta Atina’dan Moskova’da okuyucular arar, Münih Türkgücü maçının skorunu sorarlardı. Çünkü Münih Türkgücü, o zamanlar sadece Münihli Türklerin değil Türkiye dışında yaşayan tüm Türklerin takımıydı...

Yıllarımızı verdiğimiz bu kulübün yöneticileri olumsuz gidişatın sorumluluğunu Türk basınına atıyorlar. Onlara gereken desteği vermiyormuşuz... Sanki başarıdan başarıya koşuyorlar da biz onların başarılarını okuyucuya aktarmıyoruz...

Yıllardan beri yönetim içersinde kendi kendilerine ödül plaket vermeye doyamayanlar bir gün bile, bu vefakar gazetecilere beş Euro değerinde plaket verelim de onların yaptıklarını takdir ettiğimizi gösterelim diyemediler. Biz burada plaket dilenmiyoruz, zaten şimdi bir plaket vermeye kalkarsa da kesinlikle kabul etmiyorum... Ona ihtiyacımız yok, büromuz bizi gerçekten takdir eden derneklerin verdikleri onur plaketleriyle dolu...  

Olayımız plaket değil, olayımız takdir edilmediğimiz gibi suçlanmamız... Bir de suçu kendimizde arasak nasıl olur acaba?

Burada Türk takımlarının veya derneklerinin tipik zayıf noktalarına da değinmeden geçemeyeceğim.

Birisi başkan seçildiğinde tüm yük ona bırakılıyor, madem o başkan seçildi ben değil ne yaparsa yapsın kafası var. Oysaki sivil toplum örgütü demek adı üstünde bir tim çalışması, bir örgütlenme, hep beraber bir şeyler yapmaya çalışmak demektir.  Kulüp veya dernek bir kişinin kendi adına açtığı ve tüm sorumluluğunu taşıdığı ticarethane değildi. Başkana tüm üyeler maddi manevi destek olmalıdır.

Genelde, yeni yönetim gelmesini içine sindiremeyen eski başkan ve eski yönetim üyeleri yeni yönetimin başarılı olmaması için adeta mücadele verirler.  Yeni başkan ne yaparsa yapsın eleştirirler, yeni yönetimlerde genelde eski yönetimi suçlayıp “onların yaptıkları yanlışları düzeltmekle meşgulüz” havasına girerler...

Seçilemeyenler içlerine sindiremediklerinden istifa ederler ve hatta ayrı bir kulüp veya dernek kurarlar. “Kamil Koç”, “Hakiki Kamil Koç” hesabı dernekçilik otobüsçülüğe dönüşür. Tabii bu parçalanmalardan da güç değil güçsüzlük doğar...

Amatör futbol kulüplerinde futbolcular ve aileleri kulüpten ne kadar para alabiliriz havasına girerler, oysaki adı üstüne amatör kulüpler çocuklarınıza spor yapma olanağı sunuyor, sizler  kulübe maddi ve manevi destek sağlamalısınız. Kulüpte spor yapan tüm futbolcular ve anne babaları kulübe resmi üye olmalıdırlar ki kulüp güçlensin. Kulüplerimiz hala seyirci azlığından şikayet ediyorlar. Her maça sadece 15 futbolcunun anne, babası, eşi, kız arkadaşı gelse ve yaklaşık 15 yöneticinin yakınları gelse en az 100 seyirci demektir...

Bugün artık DİTİB derneklerinde bile bayan olmayan yönetim kurulu kalmazken, futbol kulüplerimizin çoğunda hala “futbol erkek işidir” havasıyla bayanlar yer almamakta... Bu da 21. yüzyılda Avrupa’nın göbeğinde çağ dışı bir uygulamadır. Kulüplerde ve yönetimlerinde bayanlara daha fazla fırsat verilmeli, birçok konuda onların biz erkeklere oranla daha sağlıklı karar alabileceklerine inanıyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim