• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • İstanbul : 7 °C
  • Berlin : -1 °C
  • Paris : -1 °C
  • Amsterdam : 2 °C
  • Zürih : -5 °C
  • Moskova : -4 °C
  • Lefkoşa : 14 °C

Budapeşte’de Atatürk ve Gül Baba

26.09.2011 11:54
Ahmet İncel

Ahmet İncel

 Ezel dizisini anlamakta zaten zorlanırken, bu kez hiç anlayamadım, çünkü Budapeşte’de otelde televizyonda izlediğim dizi Macarca’ydı... Amerikan kovboy filmleriyle büyüyen bizler, üniversite yıllarında bunları Amerikan emperyalizminin kültür sömürüsü olarak nitelerdik. Eski komünist, yeni kapitalist Macaristan’ın Türk kültür sömürüsünün etkisine girdiğini zevkle şahit olduk. Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıçla fethini bugün televizyonla gerçekleştirmişsiz...

1526’daki Mohaç zaferiyle 165 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Macaristan’da bugün maalesef yapısal olarak pek Türk izlerine rastlayamıyoruz. XVII. Yüzyılın sonlarından itibaren başlayan şehirlerdeki yeni inşaatlar ve özellikle de XIX. yüzyılda gündeme gelen yoğun şehirleşme atılımlarının bir sonucu olarak Osmanlı egemenliği döneminden kalan pek çok binanın izi tamamen silinmiş. Macarların Buda dedikleri başkent Budapeşte’nin Tuna nehrinin ayırdığı ve bizim Budin dediğimiz bölgede Evliya Çelebi'nin yazdığına göre, 1660’lı yıllarda 25 cami, 47 mescit, 12 medrese, 16 mektep, 20 tekke/türbe, 2 hamam, 9 han, 8 ılıca, 3 imaret, 75 sebil, 3500 ev, 1 çeşme, 1 baruthane, 1 saat kulesi, 24 mahalle varmış. Osmanlı topraklarında İstanbul, Bursa ve Edirne'den sonra en sevilen şehir burasıymış ve çok sevildiği için de “Nazlı Budin” denirmiş. 1541’deki fetih sonrası 6000 kişilik Osmanlı garnizonuna ev sahipliği yapan ünlü Budin kalesinde bugün gözümüze çarpan sadece üzerinde kaleye saldıran Osmanlı figürleri olan “Bekçi kapısı” oldu.

Gül baba

“Türkler caddesi” ne paralel “Mescit caddesi” nde bulunan “Gül baba” türbesi ikinci durağımız oldu. 1531 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın daveti üzerine Budin'e gönderilerek burada bir tekke kuran Gülbaba, bektaşi hoşgörüsü ile kısa zamanda Buda halkının sevgisini kazanmış. 1 Eylül 1541’de Budin savaşında şehit düşen Gülbaba'nın, 200 bin kişinin katıldığı rivayet edilen cenaze namazına Kanuni Sultan Süleyman da katıldığı söyleniyor. 1937'de Gül Baba türbesindeki sandukanın örtüsü ve diğer eşyaların Atatürk'ün isteği üzerine Türkiye'den gönderilmiş. Gülbaba'nın gömüldüğü tepeye de "Gültepe" adı verilmiş. Yalnız Türkler tarafından değil aynı zaman Macarlar tarafından da çok sevilen bu muhterem zatın gül kokulu türbesini ziyaret ederken, Türkiye’den gelmiş birçok turiste rastladık.

Gulaş mı? Kul aşı mı?

Dilan restoran adlı bir Türk restoranın döner ve musakka gibi nefis Türk yemeklerinden yerken yemek kültürümüzün Macarlara olan etkisini öğrendik. Bizim tarhana çorbasını “Tarhanam” adıyla mutfak kültürlerine alan Macarların “Macar gulaşı” adı altında bizim asker karavanasını Dünya’ya Macar yemeği olarak kabul ettirmelerini içime hiç sindiremedim. Osmanlı ordusunda çıkan yemeklere o zamanlar “Kul aşı” yani asker yemeği denirmiş. Domates ve biber salçalı kuşbaşı dana eti de bu yemeklerin başında gelirmiş. Mohaç zaferimiz sonrası bu yemeği Osmanlı’dan öğrenen Macarlar kendi yemek kültürleri olarak pazarlayınca bizim asker karavanası Antalya’daki lüks otellerinde bile turistlere “Macar gulaşı” olarak sunulacak kadar Macarlaştı...

Estergon kalesi

Budapeşte’ye yaklaşık 60 kilometre ötedeki Estergon kentindeki biz arabamızla gittiğimiz halde yorulurken, binlerce Osmanlı askeri tam teçhizatlı olarak savaşarak buralara nasıl gelebilmiş diyerek bir kez daha hayranlık duyduk. 10 Ağustos 1543’de Kanuni Sultan Süleyman zamanında fetih edilen bu kalede fetih sonrası 2875 kişilik bir garnizon bırakılmış. 1594’de kaybedilen kale, 1605’de tekrar alınmış ve 78 yıl daha bizde kalmış. Bu kadar uzun yıl bizim olan kalede bugün bir Osmanlı izi bulmak mümkün değil. Hemen hemen tüm izleri silmişler ve Macaristan’ın en büyük kilisesini inşa etmişler. Sadece kalede kalan son binalardaki müzede Türk silah ve teçhizatları sergilenmiş. Buna rağmen kalenin Tuna’ya bakan kulesine çıktığımda Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Sokulluzade Lala Mehmet Paşa’yı burada kaybetmiş olmasının hüznünü hissettim. Ve kulede elimde olmadan bu kalenin savunmasının efsane türküsü “Estergon kalesi”ni mırıldandım...

Kemal Atatürk Caddesi


2004’den beri AB üyesi olan Macaristan’ın halkının savaşlarla dolu geçmişimize rağmen Türklere karşı diğer Avrupa ülkelerine oranla daha fazla sempati duyduklarını hissederek bu güzel ülkeden ve güzel insanlardan ayrıldım. Ayrılırken, Budapeşte’de Kemal Atatürk Caddesi’ni görmek bana tarihler boyu müttefikimiz olan ve elli yıldır halkının bir parçası olduğumuz Almanya’da bu isimde bir cadde olmadığını hatırlattı. On yıl önce Mehmet Daimgüler (FDP)’in Berlin’de bir caddeye Atatürk caddesi ismi verilmesi teklifi hala karara bağlanamadı. Ama, sözde Ermeni soykırımının yılmaz savunucularından Johannes Lephsius’un Postdam’da yaşadığı evi, devletin verdiği 560 bin Euro ile restore edilerek, Ermenistan Araştırma Enstitüsü olarak bu yıl Mayıs ayında bakanlık düzeyinde bir katılımla açıldı.

İşte elli yıl sonra Almanya’daki ağırlığımız ve değerimiz bu kadar...




UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim