• BIST 82.363
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul : 8 °C
  • Berlin : -2 °C
  • Paris : -2 °C
  • Amsterdam : -4 °C
  • Zürih : -4 °C
  • Moskova : -5 °C
  • Lefkoşa : 10 °C

Generaller ve Ramazan

01.08.2011 18:10
Ahmet İncel

Ahmet İncel

Bu yazı bir Ramazan yazısı olacaktı, ama genelkurmay başkanının istifası konusunun gündeme bomba gibi düşmesi yüzünden, yazımı değiştirmek zorunda kaldım. Bu son istifalar konusunda birkaç cümle yazmadan edemeyeceğim.

Olayı üst düzey devlet memurunun istifası olarak görmeye çalışırsak bir sorun yok. Cumhuriyet kurulduğundan beri hep askeri adeta devletin üstünde görmeye alıştırılmışız. Asker de hep ünlü “devleti koruma ve kollama görevi” üstlenmiş ve kırk  yılda dört darbe yapmış. Demokrasilerde “devleti koruma ve kollama görevi” devletindir. İşleyen devlet bu görevi zaten otomatikman yerine getirir, devleti demokrasiye uygun bir şekilde işletmek yerine, yıllardır bu yükü askerin sırtına yüklemişsiz. O da zamanla kendini devletin üstünde görmeye başlamış.

 

Türkiye’deki son gelişmeler bazı çevrelerce tutucu hükümetin bir kaleyi daha ele geçirmesi olarak görülebilir, ama olayı olumlu demokratik aşama olarak görmeyi denesek derim.  Hep, Türkiye’de ordunun fazla söz sahibi olduğu konusunda yakınan Avrupa medyası, şimdi yine iki yüzlülük yaparak istifaları “Dinci hükümetin generalleri tasfiyesi” olarak nitelendiriyor. Artık sivil otoritenin askeri otoriteyi kontrolü altına almasının demokrasi gereği olduğu gerçeğini görelim. “Aman paşam, siz daha iyisini bilirsiniz” dönemi geçmiştir.  

 

Zorunlu askerliği kaldıran Almanya’da ne zaman bir askeri karargaha gitsem, adamların alçakgönüllülüklerinden kim general kim teğmen ayıramıyorum. Herkes kendine verilen görevi yapıyor ve hiç de böbürlenmeye, “küçük dağları ben yarattım” havasına girmeye gerek duymuyor. Bu da demokrasiyi özümlemiş olmaktan gelmektedir.

 

Ayrıca günümüzde artık silahlı ordu gücüyle pek bir şey elde edilemeyeceği görülmüştür. Günümüzde güç dengeleri ekonomik gücün desteği ve diplomatik kurnazlıkla masa üstünde değişmektedir. Bakın Dünya’nın en büyük ordusuna sahip Amerika, arkasına diğer devletlerin de ordusunu aldığı halde hala Afganistan’da zafer kazanamadı. Irak’taki durum malum... “Güçlü Türk ordusunun” PKK’ya karşı 30 yıldan beri hala başarılı olamadığı ve yıllardır paşaların devletin sağladığı olanaklarla şehirlerdeki askeri tesislerde krallar gibi yaşarken, Mehmetçiklerimizin dağda şehit oldukları konusuna hiç girmiyelim. Türk ordusunun demokrasi adına faşizm getirdiği darbeler konusunu da hiç unutmayalım. Son gelişmeleri de sivil darbe olarak görmeyelim, hatta mümkünde artık “darbe” kelimesini literatürümüzden çıkaralım.

 

Türkiye’deki demokratları anlamakta zorlanıyorum. Zamanı gelince hem generalleri darbe yapan faşistler olarak suçluyoruz, hem de onların darbe planlarına karşı mücadele verenleri faşist olarak suçluyoruz. Bu tutarsız suçlamalarda demokrasi nerede kalıyor? Neden bu kadar üniforma sempatizanı olduk ? Darbeler kurbanı Adnan Menderes ve arkadaşlarını, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını, onlarca haksız yere asılan genci ve binlerce işkence mağduruğunu ne çabuk unuttuk...  

 

Kısacası, ordu ayrı bir devlet gibi değil, devletin emrinde çalışmalıdır...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim