• BIST 82.252
  • Altın 148,354
  • Dolar 3,8176
  • Euro 4,0790
  • İstanbul : 4 °C
  • Berlin : -1 °C
  • Paris : -3 °C
  • Amsterdam : -2 °C
  • Zürih : -6 °C
  • Moskova : -2 °C
  • Lefkoşa : 6 °C

GÖREME’Yİ MUTLAKA GÖRMELİSİNİZ

25.06.2016 14:04
Ahmet İncel

Ahmet İncel

Çocukluğumdan beri hep hayallerimi süsleyen Peri bacalarını görmek nihayet nasip oldu. Hayallerimi süslerlerdi, çünkü onların içinde perilerin yaşadığını düşünür ve hep bir gün onları görmek isterdim. İstanbul’dan sadece 80 lira ödeyip uçakla Nevşehir havaalanına indim. Türkiye içinde kurulan hava hattı gerçekten de “Değişen Türkiye”'nin olumlu yansımaları. İç hatlar uçaklarında Türkiye’nin her kesiminden insanları görmek ve onların uçma olayının ne kadar benimsemiş olmalarını, acemilik çekmediklerini izlemek beni ülkem adına çok mutlu etti. Alman kayın pederim seksen yaşına geldi hala uçağa binmedi ve hatta deniz görmedi… 
 
Dünya’da mutlaka görülmesi gereken yerler derken nedense aklımıza Paris’teki Eyfel kulesi, New York’taki Hürriyet Heykeli veya Hindistan’daki Taç Mahal gibi yerler geliyor. Şimdi ben buradaki gizemli manzarayı gördükten sonra “Kapadokya” nın da mutlaka ama mutlaka  görülmesi gereken yerlerden olduğun söylüyorum. 60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca  ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan bölge, insanda inanılmaz bir ruh hali yaratıyor. Burada zaman kavramının ne kadar içi boş olduğunu hissedebiliyorsunuz. Kapadokya bölgesi, başta Nevşehir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış bir bölgedir. MS 3. yüzyılda Kapadokya'ya yerleşen Hristiyanlar, baskıdan kurtulmak için derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluştururlar. 
 
Kayalara oyarak yaptıkları El Nazar Kilisesi ve Aynalı Kilise gibi üç binden fazla kilisedeki resimler sanki dün yapılmış gibi canlılığını koruyor. Genellikle yöre sanatçıları tarafından resmedilen sahneler daha çok İsa'nın hayatından ve İncil'den alınmıştı. Yüzlerce odadan oluşan yeraltı şehirlerindeki mekanlar birbirlerine uzun galeriler ve labirent gibi tünellerle bağlantı. Toprak altında yaratılan bu dünyada yaşam alanları, mutfaklar, kilerler, ibadet yerleri, şırahaneler ve ahırlardı. Ayrıca su kuyuları ve havalandırma bacaları yeraltındaki dünyanın vazgeçilmezlerindendi. Bu mekanlar sığınan insanların aylar boyunca sürecek olası düşman saldırısından korunmasını ve günlük yaşamını sürdürmesini sağlamaktaydı. Yöre sakinleri, bölgede ürettikleri besin maddelerini de kayalarda oydukları mekanlarda saklamışlar. Bugün bile Akdeniz Bölgesi'nden getirilen narenciye kayalara oyulmuş bu doğal depolarda saklanıyor.
Hristiyanların, Türklere karşı kiliselerini yer altlarında saklamak zorunda kaldıkları iddiası duyarsanız bu pek doğru değil. Daha milattan sonra 3. yüzyıldan itibaren kendi aralarında ikoncular ve ikon karşıtları olarak ayrılan Hristiyanlardan,  ikoncuların yerleştiği Kapadokya, ipek yolu üzerinde olduğundan pek çok değişik ırkların saldırısına uğramıştır. Selçuklar bu bölgeyi ancak 1071 sonrası ele geçirmişti ki bu yer altı kiliseleri o zaman da mevcuttu. Bu bölgedeki son Hristiyanlar, bölgeyi mübadele kapsamında 1924’de terk etmek zorunda kaldılar.  
 
Kaldığımız otel de, kayaların içine oyulmuş bir yapı şaheseriydi. Sabahın ilk ışıklarında peri bacalarını seyrederek kahvaltı yaparken duyduğum mutluluğu kelimelerle anlatamam. Uçhisar bölgesi ise sanki bir masal diyarı. Mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken bir yer… Göreme’de gezerken konuştuğum esnaf, yol kenarlarında kendi yaptıkları el emeği bebekleri satmaya çalışan köylü kadınlar, hep turist azlığından yakınıyor. Gerçekten de sokaklar, restoranlar ve mağazalar bomboş… “Acaba bir şeyler alınır mı?” diye insanın gözlerinin içine bakıyorlar.  İşleri özellikle Ocak ayından beri oldukça kesat olan son derece kibar ve saygılı bu insanların, bizim Kuşadası veya Antalya bölgesinde turistleri rahatsız eden sataşmalarına rastlamadım.  Bu bölgede Avrupalı turiste pek rastlamazken, genelde Japon, Çin veya Taiwan’lı turistler gözlemlerken, turistik otellerin kahvaltılarda bile pirinç pilavı ve balık sunmasını bu turistlere bağladım.  
 
Kapadokya, 1985’de UNESCO Dünya Kültür ve Doğa Mirasları kapsamına alınmıştır.  Bu bölgede güneşin doğuşunu mutlaka bir balondan izleyin diyeceğim ama, balon seyahatlerinin 1,5 saatinin  150 Euro olması nedeniyle paraya kıyamadığım için bu tecrübeyi yapamadığımdan bu konuda bir şey söyleyemeyeceğim… Ama en azından o saatlerde o bölgede olup balonların göğü doldurulmasını ve iniş-kalkışlarını izlemenizi tavsiye ederim…
 
Bir adam düşünün, evinde gül gibi karısı varken, dışarıda güzel kadın aramaktan evindeki eşinin güzelliğini unutmuş durumda. Ben bu günlerde kendimi böyle hissediyorum. Yıllardır dünyanın beş kıtasında güzellikler peşinde koşmaktan, ülkemin güzelliğini yeni yeni keşfetmeye başlıyorum. İyi de yapıyorum…
 
Bir sonraki yazımda Ramazan nedeniyle Kayseri’de aç kalışımı anlatacağım…
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim