• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul : 4 °C
  • Berlin : -1 °C
  • Paris : -3 °C
  • Amsterdam : -4 °C
  • Zürih : -6 °C
  • Moskova : -3 °C
  • Lefkoşa : 7 °C

HÜLYA KOÇYİĞİT İLE SÖYLEŞİ

16.06.2015 22:58
Özgenur R. Güler / Kültür Yöneticisi

Özgenur R. Güler / Kültür Yöneticisi

 

Türk Sinemasının en önemli aktrislerinden,  Yeşilçam’ın dört yoncasından biri Hülya Koçyiğit. Mesleğinde 50 yılı geride bırakarak, Türk sinemasına 200’den fazla filmi kazandırmasının yanında güzelliği, hanımefendiliği ve zerafeti ile Türk halkını hala kendine hayran bırakan sanatçının Yeşilçam'a bıraktığı iz tartışılmaz. Türk halkının gönlünde taht kurmuş olan Hülya Koçyiğit ile sinema yaşamına, projelerine ve Yeşilçam’a dair sıcak bir sohbet gerçekleştirdik. 

000_12155_10151209903778318_1149272931_n-001.jpg

*  Bu yıl 100. yılını kutladığımız Türk Sineması'na adınızı altın harflerle yazdırmış bir sanatçı

olarak 50 yılı geride bıraktınız. Bu konuda düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

100 yıllık Türk sinemasının 50 yılının birebir içinde olabilmek benim için bir onur… Geçmişi ile

övünmeyen geleceği kuramaz. Bu 50 yıl boyunca birlikte filmler yaptığımız değerli

yönetmenlerimi, oyuncu arkadaşlarımı ve emek veren herkesi büyük bir sevgi ve saygıyla

anıyorum. Türk sinemasının bir neferi olmaktan da onur ve gurur duyuyorum. Meslek

hayatım boyunca disiplinli, ilkeli ve seçici olmaya özen gösterdim her zaman. Bunun

sonuçlarını çok şükür ki hep alabildim; değer bulmak önemli olan. Halkın göstermiş olduğu

müthiş ve candan bir sevgi söz konusu… Buna da layık olmaya çalıştım ve her defasında

kendimle yarıştım. Bunu başaramasaydım belki de 50 yıllık bir sanat hayatından

bahsedemiyor olacaktık.

* Yeşilçam filmlerine ilham veren Beyoğlu’nun Türk Sineması’ndaki yeri nedir sizce? Mesela

‘Beyoğlu güzeli’ adlı çok özel bir filminiz de var. Eskilere gidersek eğer o dönemin Beyoğlu ve

Yeşilçam’ı nasıldı? Beyoğlu anılarınızı merak ediyoruz. O zamanlar Beyoğlu’nda nasıl vakit

geçiriyordunuz?

Beyoğlu İstanbul’un kültür ve sanat merkeziydi. Tiyatrolar, sinemalar, müzikholler,

İstanbul’un en seçkin restoran ve kafeleri Beyoğlu’ndaydı. Oyuncular, kitapçılar, her ihtiyacı

karşılayabileceğimiz pasajlar, hatta Vakko ile birlikte modanın merkezi ile dolu doluydu.

Üstelik Türk sinemasının da merkezi olmuştu. Yeşilçam Sokağı film ve yapım şirketlerinin

bulunduğu yerlerdi… Beyoğlu, ana caddesi de dahil yan sokakları, görkemli mimarisi, tarihi

yapıları ile de Türk filmlerinin vazgeçilmez mekanı oldu. Çiçek Pasajı, Saray Muhallebicisi,  

film ve tiyatro gösterileri için Beyoğlu’na giderdik… Çocukluk yıllarımda Beyoğlu’nda, İstanbul

Şehir Tiyatrosu komedi sahnesinde çocuk piyeslerinde rol alışmıştım. İlk filmimde olduğu gibi

birçok filmimin galası Beyoğlu sinemalarında yapılırdı. Bugün  Tarık Zafer Tunaya Kültür

Merkezi olan bina, Beyoğlu evlendirme dairesiydi ve Selim Bey ile nikahımız orada kıyılmıştı.

* Bugün Beyoğlu’na geldiğinizde neler yapıyorsunuz? Özellikle gittiğiniz yerler var mı?

Yapım şirketlerinin bir kısmı Beyoğlu’nda yer alıyor. İstanbul Film Festivali’ne gittiğim zaman

ya da toplantılar dolayısıyla gidiyorum.

* Sanat hayatınızda size ilham olmuş isimleri sorsak?  Örneğin geçmişten günümüze doğru

gelirsek yönetmen ve oyunculardan kimleri beğeniyorsunuz?

Günümüz oyuncu ve yönetmenlerini de büyük bir ilgi ile takip ediyorum. Başta da söylediğim

gibi benim hep kendimle yarışım vardı. Aldığı eğitim ile yetinmeyip, bunu amaç edinen,

mesleğine aşık her kişinin başarılı olacağına inancım sonsuz…

İlham aldığım isimler ise şöyle söyleyebilirim: Ayhan Işık çalışma şartları ve prensiplerinin

gerektirdiklerinin altını çizerek, Fikret Hakan sinema oyunculuğunun daha çok gözlerde

olduğunu hatırlatarak, Sadri Alışık teknik olarak oyunculuğun üzerinde durarak, Talat Bulut

oyuncu alışverişinin önemini vurgulayarak, Yılmaz Güney  bir film bütünlüğü içinde oyunculuk

adına duygudaşlık, ruhsal bütünlük ve paylaşım konularında hassasiyeti ile, Kadir İnanır’ın

dostluk, arkadaşlık, dayanışma ruhu ile  çalışmaktan zevk aldığım kişiler arasında yer

etmişlerdir. Tarık Akan’da tecrübeli bir oyuncu olarak, bir nevi genç ve yeni sinemacı ile

deneyimlerimi paylaşabildiğim için yine söyleyebileceğim ilk isimler arasında gelir. Dilerim ki

yeni sinemacılar da bu dayanışma ve bilgi aktarımı içinde olurlar.

* Yer aldığınız filmlerin içinde sizin için en özeli hangisi? Ve unutamadığınız anılarınız var mı?

Tek film söylemek çok zor. Ben emeğine değer veren, saygı duyan bir insanım. İlk kamera ile

karşılaşmam, sinema ile tanışmam “Susuz Yaz” ile oldu… Bu sebeple özeldir benim için…

Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi kariyerimde önemli bir aşamadır… Ve daha sonra sosyal mesaj

içerikli filmlerde oynamayı tercih ettim. Hatta bunun için de eşim Selim Soydan ile birlikte

Gülşah Film’İ kurup, istediğimiz senaryoları hayata geçirdik. Almanya Acı Vatan, Derman,

Karılar Koğuşu, Firar, Kurbağalar, Bez Bebek gibi filmlerim oldu…

* Siz sanatçı kimliğinizin yanında tavrınız, duruşunuz ve güzelliğinizle de Türk kadınlarına hep

örnek oldunuz. Sizden etkilenen çok kişi var. Bugün gençlere neler tavsiye ediyorsunuz?

Her şeyen önce kendileri gibi olmalarını ve sanatla, sporla yakından ilgilenmelerini, mutlaka

zorunluluklarının haricinde bir hobilerinin olmalarını, hayal etmekten ve denemekten geri

kalmamalarını, toplumsal duyarlıklılarının korumalarını, yüreklerinde hala var ise çocuk

saflığını, temizliğini korumalarını ve paylaşmaya, yardımlaşmaya açık olmalarını ….

*Son dönemlerde genelde kadın sorunlarıyla ilgili filmlerde rol aldınız, bazılarıyla çeşitli

ödüller de kazandınız. Bu filmleri özellikle mi tercih ediyordunuz?

Günümüze baktığımızda maalesef çok acı ki hala kadına şiddet olayları ile karşılaşıyoruz. Gün

yüzüne çıkanların yanında bilmediğimiz niceleri söz konusu… Bu konuda toplum olarak

farkındalık yaratmak zorundayız. Toplumsal hikayelere yönelişim ve ülkemizin en zayıf

noktası, her kesimden olan “kadın” benim meselelerim.  Sinema yolu ile bunu izleyene

aktarmanın da çok önemli olduğuna inanıyorum. Şu anda da yine bir kadın hikayesi için

senaryo çalışmalarımız devam ediyor; bu sefer yönetmenlik yapacağım.

* Sizi hep güler yüzünüzle görüyoruz. Yaşam felsefenizi merak ediyoruz.

Yaşam felsefem tamamen sevgi üzerine kurulu. Ben sevgisini gösteren ve bunu karşı tarafa

geçirmekten mutluluk duyan bir insanım. Hep iyi düşünürüm; çünkü iyi düşünebilmek yüreği

her daim sıcak tutar. Hayatınızın merkezine sevgiyi koyduktan sonra ve sağlık ile ilgili bir

problem yaşamadıktan sonra yüzünüzün asılması pek olası değil…

Kendimi kolay motive ederim; çünkü geçmiş, geçmişte kalmış olandır benim için. Çinlilerin de

dediği gibi “Her kışın yüreğinde titreyen bir bahar vardır, her gecenin peçesinin ardında da

tebessümler bekleyen bir şafak vardır.”

Başıma gelen kötü şeyler sonrasında ahlayıp, vahlamak yerine “iyi ki bunu deneyimledim”

diyenlerdenim, iyi bir ders çıkarmaya çalışırım. Hayat bu, insanoğlu hata yapabilir. Ancak

önemli olan bunu tekrar etmemektir. Dolayısıyla herkes kendisini çok kolay bir şekilde

motive edebilir. Yetinmesini ve şükretmesini bilerek “keşke”den uzak kalmak, her insanın

kendi ilacıdır.

* Yeni projeleriniz var mı?

Evet demin de söylediğim gibi yönetmenlik yapacağım bir sinema filmi… Nalan Türkeli’nin

kendi hayatını yazdığı “Varoşta Kadın Olmak” kitabını senaryolaştırdık. Şehirlerin etrafındaki

varoş dediğimiz yerlerde, hayata tutunmaya çalışan yüzbinlerce kadından birinin hikayesini

anlatacağız. Yaşam mücadelesinin yanında, kadın olmanın zorluğunu, gecekonduda yaşayıp

nefes almaya ve aldırmaya çalışan kadının, Nalan Türkeli’nin hikayesi…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim