• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • İstanbul : 4 °C
  • Berlin : 1 °C
  • Paris : 0 °C
  • Amsterdam : 4 °C
  • Zürih : -5 °C
  • Moskova : -3 °C
  • Lefkoşa : 14 °C

Irkçılık Değil; Pozitif Milliyetçilik!

24.11.2013 23:36
Fikret Özdemir / www.fikretozdemir.com

Fikret Özdemir / www.fikretozdemir.com

Türkiye’nin; bölgesinde ve dünyada saygın bir yerinin olması için, poziitif ve yapıcı milliyetçilik kavramlarının çok iyi tanınması ve anlaşılması gerektiğine inanıyorum.

Bugün ‘Pozitif milliyetçilik’ kavramını en güzel Japonlar uygulamakta. Adamlar lafa ilk olarak ‘Önem sıralamasında, önce vatanım; sonra ailem, en sonra da ben gelirim’ diye başlamakta ve bunu da bozmadan yüzyıllar boyu bu anlayışı nesiller arası devam ettirmektedirler.  

Ve bütün bunlara ek olarak bir Japon, çalıştığı yere büyük bir sadakatla bağlıdır. Her zaman önceliklerinde, vatanları ve çalıştıkları müesseseler gelir... Bir Japon’un aklına bir ömür boyu; ‘İşyerimi kazıklayayayım; maaşımı alayım ama çalışmayayım, fazladan daha nasıl maaş alabilirim’ gibi düşünceler gelmez... Tek amaçları vardır; ülkelerine ve çalıştıkları müesseseyi daha da ileri götürmek için, fazladan çalışmaya dahi razıdırlar. Bu bir Japon’un genlerine kadar işlemiş ve gayet doğal hayat refleksleridir.

Bu sıralama ‘Birey’ merkezli  Avrupa’da ise;  ‘Önce ben, sonra ailem, en son ise vatanım’ şeklinde vücud bulur...  Avrupa kültürü ile yoğrulan  insanlar, her ne kadar milliyetçilik duyguları pek o kadar güçlü olmasa bile; daha çok kurallara ve konulan teamüllere uymaya ve çizgi dışına çıkmamaya özen gösterirler. Yani verilen bir görevi yapmaya gayret eder ve şayet bazı konularda varsa bir memnuniyetsizlik, bunu da yansıtmaktan kaçınmazlar...

Disipline önem verilen Avrupa kültüründe, sloganlara ve ideolojik katılıkları yansıtan retoriklere, bazı aşırı sağcı gruplar haricinde; pek de o kadar itibar edilmez ve kullanılmaz günlük yaşamda... Avrupa hayat felsefesinde en önemli olan etken, bireyin hürriyeti ve kendisine olan katkısıdır. Kendisine katkısı üst düzey olan bireyin, toplumsal yaşama da faydasının olacağına inanılır Avrupa Kültüründe. Gerçi bu aşırı benmerkezci hayat anlayışı toplumu asosyalliğe itmiş olmasını bir kenara bırakırsak; Avrupa’daki toplumun şu andaki yaşam biçimi ağırlıklı olarak bu şekilde işlemektedir.

Gözümüzün bebeği vatanımız Türkiye’de ise, toplumsal olarak hala bir takım olguların yerli yerine oturmamasından kaynaklanan sancıları yaşamaktayız. Kolaycı yoldan köşe dönmenin, emek sarfetmeden zengin olmanın, yap da nasıl yaparsan yap mantığının kutsandığı ve hiçbir değer yargısının olmadığı bir toplumda; bazı şeylerin, mesela 'dürüstlüğün', haysiyetli ve onurlu bir çaba ile elde edilen kazancın, ticarette dürüstlük olgusunun değerini anlatmak çok da kolay olmasa gerek...

Zira insanlara her zaman empoze edilen şeyler hep; ‘Bul Paşa’yı dön köşeyi’ şeklinde şekillenen ve hiç modasını kaybetmeyen bu yamuk zihniyet olmuştur. Tabii; bu yamuk ve hilkat garibesi zihniyette, haklı olan değil de, genelde gücü olanın kayırıldığını, kollandığını yıllarca ibretle izledik ve şahit olduk.

Şimdi ise; isteğimiz ve arzumuz, insanlarımızın vatanlarına ve kendi çevrelerine faydalı olmalarının altyapısını oluşturan ahlaki düzenlemeleri yapıp, zihinlere bu güzel hasletleri empoze etmenin çaresine bakmaktır. Düşünün bir defa; ahlakszlığın ve düzenbazlığın kol gezdiği bir ülkede yaşamak ister misiniz? Ahlaki normların dibe vurduğu ve sadece haklı olanın değil gücü olanın kayırıldığı bir ülke, ne yazık ki; zulümler ülkesidir. O ülkede ne bir kural koyulup uygulanır, ne de vatanını düşünen ahlaklı nesil yetiştirilebilir.

O bakımdan; bizim her zaman savunduğumuz bir olgu; insanlara verilecek en büyük emanetin ‘Hizmet bilinci’ ile donanımlı hale getirilmiş dürüst ve hareketli, vatan ve milletine gönülden bağlı, aile kavramına müthiş saygılı bir ‘anlayış paketi’ olmalıdır... Bu paket bir çok şaşaalı ekonomik paketten çok daha fazla işe yaracağı kesindir. İşte devamlı söylemek istediğimiz, anlatmaya çalıştığımız ‘Poizitif milliyetçilik’ anlayışı budur. 

Sadece sloganlarla örülmüş, üretmek ve hizmet anlayışından ziyade ‘kavgacı’ bir dili kutsayan bu anlayışı bir an önce terketmemiz gerekmektedir. Bizim toplum ne aşırıya kaçan Japon milliyetçisi olsun; ne de vatan olgusuna dudak büken Avrupalı olsun... Bizim değerlerimiz, bizi biz yapan kültür varlığımız, bize fazlasıyla yeter de artar bile...

Sadece tüm hayatımızın her aşamasında bu değerleri kullanmasını bilelim ve toplumumuza faydalı bir birey olmanın hedefini güdelim... İşte pozitif millyetçilik anlayışı budur... Irkçılığın sığ ve nefret söylemi yerine; üreten ve paylaşan bir milliyetçilik anlayışı, her zaman daha sağlıklı bir kafa yapısının da alt yapısını hazırlar...

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim