Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Muktedirler İstanbul’u metalaştırma peşinde...
14 Nisan 2011 Perşembe 14:22

'Muktedirler İstanbul’u metalaştırma peşinde...'

Asım Öz, İstanbul'un sıkı takipçisi Jean-François Pérouse ile "İstanbul'la Yüzleşme Denemeleri" kitabını konuştu

Asım Öz/ Dünya Bülteni

İstanbul'la Yüzleşme Denemeleri,  İstanbul'un sultanlarından, haremlerinden veya yeniçerilerinden değil uydukentlerinden veya sanayi bölgelerinden söz eden eleştirel, daha sosyal bir tavra sahip yazılardan oluşan ve günümüz İstanbul'unu anlamak bakımından önemli veriler sunan bir kitap.  Mekânın ve mekândaki değişimlerin sıkı takipçisi Jean-François Pérouse ile kitabını konuştuk.

Asım Öz: Önce İstanbul'la ilgili yaptığınız çalışmalarınızın başlangıcına gidelim. Niçin günümüz İstanbul'una ilişkin bilgi üretme çabası içindesiniz?

Jean-François Pérouse: 15 sene önce, gerek yurtdışında gerekse yurtiçinde bugünkü İstanbul hakkındaki üretilen "akademik" çalışmalar bana çok birbirlerini sürekli tekrarlayan, sıkıcı, kısıtlı ve indirgemeci geliyordu. Yani her gün karşımıza çıkan, devasa, çelişkili, somut İstanbul ile akademi tarafından şekillendirilmiş/sunulmuş İstanbul arasındaki çarpıcı uçurum kabul edilemez bir hale varmıştı. Yeni mekânları ve nüfuslarıyla, önyargısız bir tarza, bir an önce keşfedilmesi gereken bilinmeyen bir kıta ayyuka çıkıyordu. Beyoğlu, tarihî yarımadadan ve Haliç'ten uzaklaşarak, merkezkaç bir yaklaşıma acilen ihtiyaç duyuluyormuş. Bu açıdan, İletişim'de 1996'da çıkmış olan Sema Erder "Ümraniye" kitabı hakikaten yol açıcı ve öncü bir çalışma olarak tarif edebiliriz. Onun izinde, ketum ketum GOP yollarına çıktım.

İSTANBUL'A HÂKİM BAKIŞLAR

Günümüz İstanbul'unun araştırmalarda gündeme getirilmeyen, geriye itilen ve araştırılmayı bekleyen bir alan olduğunu belirttikten sonra İstanbul'u ele  alan,değerlendiren hâkim bakış açılarından söz ediyorsunuz. Bu bakış açılarının özellikleri ve referansları nelerdir?

Özetlemek gerekirse, sosyal bilimler alanında İstanbul'a hâkim bakışlar şunlardır:

-Kimlikçi bakışlar: Çoğu zaman dışarıdan oluşturulmuş ve oluşumu hiç sorgulanmamış hazır kimliklerden hareket ederek, "kimlik cemaatlerini" öne çıkartan bir bakıştır. Mekânsal dinamikleri ve maddi çıkarlara bakmadan kimlikle

-Din merkezci bakışlar (İslam-merkezci, Hıristiyanlık-merkezci, azınlıkçı...). Öncekinin bakışının bir alt-ürünüdür.

-Devlet merkezci bakışlar

-Nostaljik bakışlar

-Gecekonducu bakışlar

-Küreselci bakışlar: Küresel olma iddialarını besleyen ve mümkün kılan gölgedeki kitlelere bakmadan, dünya şehirler piyasasında İstanbul'u olağanüstü, eşi olmayan bir ürün olarak inşa eden ve sunan yaklaşımlar. Finans sektörü ile metalaştırılmış üst kültür faaliyetlerine odaklaşan bu bakış, yerel ve ulusal iktidarının İstanbul'u satma çabalarına yardımcı oluyor.

Totaliter bir şehircilik politikasının ürünü olan "kentsel dönüşüm" projeleri, sıklıkla duyulan ama içeriği ve uygulanma süreçlerinin insanlıkdışılığı hakkında fazla bir bilginin üretilemediği bir alan. Bu politikalarının amacı nedir?

Hepsi, şimdiki muktedirlerin gözünde, beklenen belli maddi getiriler doğrultusunda, İstanbul değerini artırmak üzere, yeni bir İstanbul imajını sunmaya amaçlıyor. Aslında Kentsel Dönüşüm'ün dört boyutu var:

1)5366 no'lu yasaya dayandırılan tarihî semtlerdeki Kentsel Dönüşüm

Ağırlıklı olarak Tarihî Yarımada'yı, ama Beyoğlu'nun bir kısmını (Dolapdere, Tarlabaşı) da ilgilendiren birinci boyut, daha çok turizm gelişmesine odaklı bir boyut ("eskiyen ve özelliğini kaybetmiş kent bölgelerinin yeniden inşa ve restore edilmesi") . Küçük üretici ve atölye sahipleri için, Kentsel Dönüşüm, kent dışındaki (sur dışındaki) sanayi alanlarına taşınmak demektir. Bu tür Kentsel Dönüşüm'ü destekleyenler, kimler? Gedikpaşa esnaflarına göre (Cumhuriyet, 22/07/2006, s.6) : Önemli turizmciler ve otelciler, Ikitelli Organize Sanayi Bölgesi'nin inşaatlarını yapan "kooperatif ağaları", ve Eminönü'nde turistlere  dönük satış yapan büyük tekstil, deri ve ayakkabı üreticileri.

Kiptaş ve TOKİ'nin merkezî semtlerle ilgilenmeye başlıyor olmaları, bana çok mânidar geliyor.  Kiptaş'ın yürüttüğü "Topkapı Merkez Evleri" isimlendirilmiş proje ("İstanbul'a 0 km" sloganyla piyasaya sürülmüş), Sulukule'de TOKİ'nin başlattığı proje gibi, "kurumsal müteahhitlerin" tarihî alanlara yönlendirilmiş olmalarının  bir belirtisidir.

2-Kentsel Dönüşüm ve deprem ("Depreme hazırlık sürecini uygarlık atağına dönüştürmek", L. Altun).

Depreme odaklı Kentsel Dönüşüm, Zeytinburnu'nda olduğu gibi, deprem olasının karşısında, "güvenli olmayan" tespit edilen binaların, ya güçlendirilmesi, ya yıkılıp/yeniden inşa edilmesi anlamına gelir.

3-Kentsel dönüşüm ve şehir dokusunun kaçak olmasını bitirme istekleri

Bu anlamda, Kentsel Dönüşüm, geniş çaplı, "tepeden inme" yürütülen, bir güzelleştirme/imaj yaratma olarak tanımlanabilir. Küçükçekmece'de olduğu gibi, Kentsel Dönüşüm'ün amacı, görünür çirkin olmasından çıkarak, şehir dokusuna, kabul edilebilir (belli standartlara göre) bir görünüm kazandırmak. Aynı zamanda, bu tür teşebbüs, yoksul mahallelere (Romanların , ya da yeni göç edenlerin oturduğu alanlar)  yoğunlaşmış bulunuyor. Kaçak yapılaşmaya yönelik yerel politikacılar tarafından 90'ların sonuna kadar gösterilmiş olan müsamaha, acımasız (ama seçici)  bir sertlik tarafından ikame edilmiş gözüküyor. Seçici çünkü su ana kadar,  Kentsel Dönüşüm, kaçak "lüks" villalara (Sariyer Uyum Villaları gibi...) hiç değmemiş. Hem de, yasal (tapulu) olmasına rağmen, yoksul evler, hedef tahtasında. Karadolap mahallesinde olduğu gibi, başka siyasi bağlamlarda verilen tapu, iptal edilebilir... Üstelik, Paşalimanı/Armutlu'da olduğu üzere, "umumî çıkar" adına, istimlâk yapılabilir. Üst umumî çıkarların arkasında, bazen, rant yükselme beklentileri aşikar olur. "Gecekondulardan kurtulmak" (Milliyet, Emlâk, 22/10/2005, s.8) bazen, manalı bir şekilde, Kentsel Dönüşüm'ün asıl hedefi olarak takdim edilir.

4-Kentsel dönüşüm ve sanayisizleştirme

Son olarak, Kartal örneğinde görülebildiği üzere, KD, sanayiden kârlı hizmet sektörüne geçiştirme politikalarını çağrıştırabilir. "Fabrikaları kapatın, Kartal'a 5 milyar dolarlık gökdelen dikelim" (Hürriyet, 26/02/2006, S.9). Burada amaçlanan hedef, boş ve terk edilmiş durumda olan arsalar, yeni yatırımcılar çekerek, yeniden değerlendirilmektir.

AKP'li kadronun, 2004'te başlattığı "kentsel yenileme" siyasetinin hedefinin toplumsal düzlemde fark edilmemesi yahut pek üzerinde durulmamasını nasıl karşılıyorsunuz?

Kentsel Dönüşüm, Cumhuriyet'in modernleştirme/şehirlileştirme projesinin bir nevi devamıdır. Bu açıdan savunulabilir. Fakat, yeterince dile getirilmeyen tartışılması gereken taraf, sürdürülebilir olmamasının yanı sıra, çok fazla tüketim, araba ve güvenlik merkezli olmasıdır.

"Kira öder gibi kolayca ev sahibi olma" vaadi ne kadar gerçekçi?

Maalesef Bezirganbahçe'de ve Taşoluk'ta görebildiğimiz gibi o vaat, gerçekten muhtaç olanlar için, tamamen boş kalır. Gösterilen hak sahiplerin çoğu artık, kira ve aidatlarını ödemeyerek, haklarını satarak, TOKİ sisteminden çıkmış oldu. Bu açıdan ciddi bir başarısızlıktan bahsedebiliriz. TÜİK verilerinin açıkça gösterdikleri gibi, hane halklarının gelir durumuna bakacak olursak, sadece Türkiye hane halklarının yüzde yirmisi TOKİ mevcut sisteminden kalıcı bir şekilde yaralanabilir. Bu yapısal engel, TOKİ'nin sınıf atlatma ve mucizevî orta sınıflaştırma vaatlerini boş bırakıyor.

AVM DOĞAL BİR ORTAM GİBİ SUNULDU

İstanbul'un bütün bütüne AVM'leşmesi kente bakışları dönüştürüyor mu?

Kesinlikle, sosyal şehir hayatını AVM'lerdeki geçirilmiş zamana indirgediğiniz vakit, yurttaş sırf bir tüketici olur... Bu yapay ve dayatmacı ortamlardaki meydana gelen yaşam tarzının değişimi, rekabet, kıskançlık, daimi yoksunluk üzerinde kuruluyor. Bundan saadet çıkmaz. Ne yazık ki AVM doğal bir ortam gibi sunuldu yeni nesillere.

Aydınların iç göç hakkındaki baskın söyleminin büyük kentlere doğru kırsal göçün başlama tarihi olan 1950'lerden beri hemen hemen aynı kalmış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerek akademide gerek siyasi çevrelerde, ciddi bir güncelleştirme sorunu var göç konusunda. 1950'lerde şekillendirilmiş basmakalıp algılar hâlen tekrarlanır ve yeniden üretilir. Bütün  yapısal değişimlere rağmen. Sözde 'gerçek İstanbul'u tehdit eden, medenileştirilmesi gereken istilacı (esmer) köylü figürü hep geçerlidir.

İstanbul'da mukim yabancı sayısının azlığının sebepleri sizce neler olabilir?

Sunulan imajına hiç uymayan şimdiki İstanbul'un çelişkilerinden biri... Ulus-devletin zorunlu olarak oluşumunun bir yan etkisidir... Ve şimdilerde, "Hoşgörülü Beyoğlu" ilçesinde tespit edebildiğimiz gibi, mülk satın alma konusunda yabancılara karşı dışlayıcı caydırıcı korumacı tavırlar devam eder. Şu yersiz korkular bitsin diyebiliriz. Bunun yanı sıra, transit göç olayına bağlı, değerlendirilmemiş, saklanmış bir yabancı kitlesi var. Yabancılar,  alım gücü yüksek olan tüketici geçici turistlere indirgemesinler!

TEMEL BİR GÜVENSİZLİK VAR ORTADA

Sitelerin bulunduğu bölgelerin "normal" sakinleriyle yaptığınız görüşmeler neticesinde, siteler ile etraflarındaki sosyal çevre hakkında ne tür gözlemleriniz oldu?

(Sosyal sorumluluk şeklinde) bütün iyi niyetlere rağmen, ciddi bir kopukluk ve anlaşmazlık var. Zaten ilk başta her ilişkiyi belirleyen temel bir güvensizlik var ortada. Sonuç: Önyargılar, kıskançlık, küçümsemeler, ucuz iş ilişkileri, bastırılmış öfke... Yani, hesaplanmamış, planlanmamış buluşmalardan ibaret olan  şehir ruhu gider, tamamen.

Sitelerin reklam söylemleriyle de ilgilenmek zorunda olduğumuzu ifade ediyorsunuz. Risk söylemiyle beslenen ve sürekli olarak yeni değişkenler geliştiren "sitelerin reklam söylemleri"nde öne çıkan hususların gerçeklik değeri nedir?

Gerçeklik aslında önemli değil. Önemli olan potansiyel alıcılara dokunup, ikna etmek. Ama bunu yaparak, korkulardan oluşan ister istemez etkileyici ve bulaştırıcı bir şehir tasavvuru ortaya çıkar.

Peki, kentte uygulanan politikaların varlıklı olanları kayırması eşitsizliği engellemesi gereken politikaların güçsüzlüğü kentin kamusal paylaşımını nasıl etkiliyor?

Tanık olduğumuz endişelendirici gidişat bu: kamunun (asgari) eşitlik, sürdürülebilirlik ve çeşitlilik sağlayan rolünü üstlenmemesidir. Ayazma'nın, kamu tarafından,yıllardır oturanların ellerinden sökülüp, silinmesi ve büyük bir inşaat gurubuna verilmesi çok acı bir örnektir.

Askeriyenin ve ordunun İstanbul'un mekânsal paylaşımı üzerindeki yeri nedir?

Ordu, muazzam toprak sahibi/nöbetçisi olarak İstanbul'un müstakbel arsa piyasasının kaçınılmaz bir baş aktördür. Üstelik, Başakşehir kuzeyindeki Oyakkent uygulamasıyla beraber, ordu, sivil konut piyasasına girmiş bulunuyor. Çevre koruması açısından çok önemli bir görevi görebilen orduyu, kamunun gerçekten temsil eden, açıkça tartışılan şehir politikalarına şeffaf bir paydaş olma ihtimalini düşünmek lâzım artık.

YEREL AKILLARA GÜVENMEK GEREKİR

Kamusal söylemde ciddi bir takıntı halinde kendini gösteren İstanbul'u bir dünya markası haline getirme söyleminin ve gelecekte İstanbul'u Dubai'ye dönüştürmenin gerekliliğinin altını çizen açıklamalar duyuluyor sıklıkla. Uluslararası turizm için önemli mekânların çevresindeki alanlarda yapılan düzenlemelerin özellikle görülmeye değer olduğunu belirtiyorsunuz. Kentin düzenlenmesi özellikle de üst-sınıf turistik yönelimli projelerin hazırlanması/hayata geçirilmesi sürecinde muhafazakar belediyelerin rolünün baskın olduğu ifade edilebilir mi?

Evet, bana paradoksal gibi gözükür. Çünkü, yerel örüntüleri ve nitelikleriyle beraber mekanları muhafaza etmek yerine, dönüştürüp, basmakalıp bir turizm ya da tüketim nesnesi haline getiriyor... Sosyal, tarihî gerçekleri göz ardı ederek, ihtişamlı soyut kısa süreli bir İstanbul'u yaratıyor. Geçmişe, mekana sadakat ve saygı, daha ihtiyatlı bir yola yönlendirmesi lâzım.

Son olarak, araştırma tercihini, resmî tarihin tabularını, nostaljik yakınmaları ve Türkiye'nin turizm ekonomisinin pazarlama taleplerini aşan bir kent araştırmasından yana kullanan bir araştırmacı olarak sürmekte olan değişimlerin kentte yaşayanlara nasıl bir gelecek oluşturacağını öngörüyorsunuz?

Kısa vadeli hesaplar adına her şeyi feda etmeden, bütün çelişkileriyle ve çeşitliliğiyle kentte yaşayanların şehir geleceğini tespit edebilmelerini isterim sadece. Her gün emaresi görülebilen yerel akıllara güvenmek isterim.

Söyleşi için teşekkür ederim...

Ben de teşekkür ederim. Hoşça kalın.

Jean-François Pérouse kimdir?

1964'te Lyon'da doğdu. 18 yaşına kadar Lyon'un Mont d'Or banliyösünde yaşadı. 1990'da Paris École Normale Supérieure'den beşeri bilimler alanında mezun oldu. Aynı yıl, Paris'teki (INALCO) Doğu Dilleri Üniversitesi'nde Türkçe öğrenmeye ve Toulouse Üniversitesi'nde asistan olarak çalışmaya başladı. 1994'te "Angora'dan Ankara'ya Bir Başkentin Doğuşu (1919-1950)" isimli doktora teziyle sosyal coğrafya-şehircilik alanlarında doktora derecesi aldı. 1999'un Eylül ayından beri İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor (Marmara Üniversitesi, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü - IFEA). 2006'dan bu yana Toulouse Üniversitesi ile Galatasaray Üniversitesi arasındaki anlaşma çerçevesinde İstanbul'da sosyoloji dersleri veriyor ve IFEA bünyesindeki İstanbul Şehir Gözlem Merkezi'nde (Observatoire urbain d'İstanbul) araştırmalar yürütüyor. Orhan Pamuk'un Kar kitabını Fransızca'ya çevirdi. İstanbul. Hatıralar ve Şehir kitabını Fransızca'ya kazandıran ekipte yer aldı. Pek çok akademik süreli yayın ve derlemede İstanbul'un kentsel gelişiminin değişik yüzleri ve Türkiye hakkında makaleleri yayınlandı. Halen EJTS (European Journal of Turkish Studies, www.ejts.org) dergisinin yayın kurulunda bulunuyor. Yazdığı ve editörlüğünü yaptığı kitaplar şunlardır: Villes du Tiers Monde (Hâtier, 1993), La Turquie en Marche (La Martinière, 2004), Villes et Risques (Economica/Anthropos, 2006), Constantinople 1900. Voyagephotographique de T. Wild (Kallimages, 2010).


Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
ANALİZ