• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul : 6 °C
  • Berlin : 3 °C
  • Paris : 1 °C
  • Amsterdam : 4 °C
  • Zürih : -6 °C
  • Moskova : -3 °C
  • Lefkoşa : 14 °C

Münih'te İyi Bir Türk Restoranı Var mı?

23.04.2014 11:24
Adnan Tokuç

Adnan Tokuç

Münih’te Türk marketlerinden alışveriş etmek, bir Türk lokantasına gidip ağız tadı ile yemek yemek gerçekten zevk vermiyor artık... Gastronomi, son derece ciddiyet isteyen ve güleryüzlü temiz ve bakımlı personelin hizmet verdiği bir meslek dalıdır. Neticede yemek satıyorsunuz...

Bütün dünyada gastronomi, çok önem verilen bir sanat ve bir çalışma alanıdır da ayrıca... Yani gastronomide, sadece mutfağa önem verip; geri kalan faktörleri gözardı ederseniz; bir çok şeyi doğru yapmıyorsunuz demektir. Bugün bir Türk lokantasına gittiğiniz zaman; servis elemanı olmayan bir sürü abuk sabuk adamlar, bu işi yarım yamalak bilgileri ile götürmeye çalışıyorlar...

Suratlarında sanki; ‘Baba bakma sen benim burada garson olarak çalıştığıma, ben aslında çok daha kalifiye bir tipim’ der gibi bir ifade var... Gelen müşterilere ne birgüleryüz ne de bir ihtimam gösterisi var! Hani; ‘Yemeğinizi biran önce yiyin de gidin’ der gibi servis vermekteler. Masalar düzensiz ve zevksizlik abidesi sanki... Utanmasalar; yemekten sonra 'masalarınızı da siz temizleyin' diyecekler. Daha çatal ile bıçağı nereye yerleştireceğini bilmeyen adam; kendisini 'Baş Garson' (!) diye tanıtmaktan utanmıyor...

Lokantalarımızda ne bir estetik kaygısı, ne de güzel bir ambiyans anlayışı mevcut... Bir İtalyan restoranına gittiğiniz zaman, gerek iç dekorasyon, gerek tabak sunum tekniği, gerekse de garsonların profesyonel çalışma anlayışına bakıp da hayran olmayanımız yok gibi... Lakin, iş kendimize gelince, işi ile alakalı en ufak yatırımı yapmayan ama, anında milyoner olmak isteyen bir sürü bant işçisi mevcut.

Fabrikasından ikramiyesini alan Gastronomluğa soyunmuş. Soyunmuş da ne olmuş diye soracak olursan, işte ortaya böyle üstü kaval altı şişhane görüntüsü bir resim çıkmış. Adam restoran açmış ama; ne bir tabak sunum tekniği var, ne de doğru düzgün bir mutfak hakimiyeti. Kötü ve ucuza (Bizde her şey, ya ucuz olmalı, ya da bedava, Esnaflıktan anladığımız budur bizim...) yapılmış havalandırma tesisatından dolayı da içerisinin kokusu evlere şenliktir... Bir saat kaldınız mı, üstünüz başınız bir hafta yemek kokar. O derece yani.

Eline döner bıçağı alan, anında 'başımıza aşçıbaşı kesiliyor... 8 yıldızlı otellerde çalışanı mı dersin, İmparatorluk mutfağında Krallara yemek servisi yapan mı dersin... Aşağısı da kurtarmıyor hani... Adam 5 günlük hırpani bir sakal ve 10 gündür giydiği aşçı önlüğü ile (Üstünde yemek mönüsünü okuyabilirsiniz) karşınıza çıkıp, hangi yemeği yemenizi tavsiye ediyor... Eee iştah da sizlere ömür tabii...

Tuvalete girip çıktığınız zaman, eski iştahınız kalmayabilir. Zira; üç pisuarın kesin ikisinin üzerinde naylon vardır ve ‘defekt’ yazısı ile örtülmüştür. Geri kalan pisuar ise;sapsarı olmuş leş gibi bir urin kokusu; dayan dayanabilirsen...

Ya insan biraz ihtimam gösterir değil mi? Garsonun amatör ve küstah, yemeklerin kötünün de kötüsü bir kopya, her taraftan kısacağım diye ucuz malzeme kullanman da cabası; ee bari en azından temizliğine önem ver be adam... Parayı bi tamamalmasını biliyorsun, işçini yok fiyatına çalıştırmasını biliyorsun, Ucuz malzeme kullanmasını biliyorsun, onu biliyorsun bunu biliyorsun... Ama temizlik konusuna gelince, bir anda 'duymaz görmez'i oynuyorsun...

Hele bir tanesinde tuvaletten çıkınca elimi yıkayayım dedim, inanın tam 20 dakika bekledim. Önümdeki mubarek zatlar namaza yetişecekmiş; abdest alıyorlardı. Ya dedim arkadaş; hani bu kadar da olmayın ya... Lokanta da abdest almayın artık ya... Koskoca bir camii var değil mi... Şimdi bu Hazretler namaz kılıp sevap kazanacaklar diye; benim 20 dakikamı çaldılar iyi mi? Onlara birileri oranın şadırvan değil, restoran olduğunu anlatsaydılar keşke... Lokantayı bile aslına uygun bir şekilde, kullanamamak konusunda oldukça ustayızdır...

En azından müessenin bakımlı ve temiz olması için biraz gayret etmek gerek değil mi... Yok onu da yapmaz beyzadelerim. Bu kadar güzel ve geniş bir mutfağı olan başka bir ülke yoktur inanın... Ama bu güzel hazineyi de bu kadar hoyrat ve sevgisiz kullanan bir millet de yoktur yeryüzünde...

Marketlerimizin durumu da hemen hemen aynı... Alışveriş etmek ayrı bir işkence sanki. Kasap reyonuna gidersin, Kasap sana yiyecekmiş gibi bakar ve ağzından bozuk bir Türkçe ile; ‘Ne istiyirsiz bakem’ lafını işitirsiniz. Ha seni dövüyor, ha eti... Öyle de kin dolu ki adamlar. Sanki onları silah zoruyla çalıştırıyorlar. Yani inanın paramızla rezil olmak derler ya; aynen öyle.

Kasaya geliyorsun o da ayrı bir fecaat... Genç bir Bayan; kasada dikilen başka bir tiple konuşmakta... Seni görmüyor bile... Hoşgeldin beşgeldinden vazgeçtim arkadaş, göz teması bile yok... Orda mısın değil misin; önemi dahi yok... Yani tenezzülü yok Bayanın... Alışveriş etsen de olur etmesen de...

Otomatiğe bağlanmış gibi arkadaşına car car bir şeyler anlatıyor... Ağzında kocaman bir sakız... İnanın benim pabucumdan daha büyük. Sonra çok büyük iş yapmış gibi, başını dönmeden Almanca, tutan miktarı söylüyor... Oysa ben ona Türkçe ‘İyi günler Hanımefendi' diye selam vermiştim. Yani anlayacağınız, başka yerde hiç bir halt olamayacak tipler, burada, senden benden aldıkları para ile cakanın birini bine satmaktalar.

Bugün başıma gelen başka bir olay da inanın bütün bu olanların üzerine tüy dikti... Güya ekmekleri ile ünlü bir fırının, lokal bölümünde çalışan bir Bayan elemanı elindeki süpürge ile temizlik (!) yapıyor. Biriken çöpleri normalinde toplayıp atması gerekirken, bu Bayan eleman ne yapsa beğenirsiniz; o ortaya topladığı tüm çöpleri sen al, ana caddeye doğru hepsini süpür ve oralara o çöpleri serpiştir. İnanın manzara karşısında dondum kaldım...

Yahu bu kadar magandalık Uganda'da bile yok be insafsız... Münih'te esnaflık yapıyorsun bre vicdansız... Hiç mi işçine, o çöplerin oraya atılmayacağını söylemiyorsun? Senin 'Temizlik İmanın yarısıdır' sözünden anladığın bu mu?

Bayanı uyarmak zorunda kaldım; ‘Bakın Bayan bu yaptığınız kanunsuz bir iştir, belediye görürse size çok büyük ceza keser’ dedim; bana küstah bir ifadeyle bakıp ağzını yaya yaya, ‘A be benim patron bu caddeyi temizleyenlere para veriyor beyaa, sen işine bakasın’ demez mi? 'Yuh artık' dedim kendi kendime... İnanın o kadar bayağılaştı  o kadar sefilleşti ki herşey... Berbatötesi bir durum yani...

Tabii herşeyi para ile ölçmeye kalkarsan; ortaya çıkacak olan bu tabloya da şaşırmayacaksın... Hasbelkader para sahibi olup da; ona buna tepeden bakmak da ayrı bir garabet noktası...

Sonra da Almanya'da 'Neden sevilmiyoruz' diye ağlaşmaktayız... Her şeyi ile sadece paraya endekslenmiş kimseler, sadece para kazanır...

Kültür ve görgü ise başka bir şeydir Azizim...

Olmayanda da çok kötü sırıtyor!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Sarapci
27 Nisan 2014 Pazar 11:01
11:01
Inanilmaz derecede begendim, tebrikler.. Benim de gördügüm ve yasadiklarim, gözlerimin önünde canlandi
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim