• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul : 2 °C
  • Berlin : 2 °C
  • Paris : 0 °C
  • Amsterdam : -3 °C
  • Zürih : -6 °C
  • Moskova : -7 °C
  • Lefkoşa : 6 °C

O yokluk günleri ne güzel günlerdi değil mi?

22.10.2015 20:49
Fikret Özdemir / www.fikretozdemir.com

Fikret Özdemir / www.fikretozdemir.com

O yokluk günleri ne güzel günlerdi değil mi? 1970’li yıllarda ne de güzel kuyruklarda ömür tüketiyorduk... Hoş kuyruğa girsen ne yazıyordu ki... Ne mal vardı alınacak, ne de ürün... Her şey olmuş karaborsa... Sabahtan girdiğin kuyruğa, ancak akşam çıkabiliyordun. O da şansın varsa şayet... Bazı kuyruklar şaka değil günlerce sürebiliyordu... Ama işte ne güzel günlerdi o günler... Mutlu mutlu yaşıyorduk yokluklarla işte...

Hani o meşum kardeşin kardeşe kırdırıldığı ve binlerce gencimizin sistematik bir şekilde yok edildiği  70’li yıllar... Sabah Sağcıların olduğu yeri tarayan silah, her ne hikmetse, akşamına yine aynı silahla bu defa da solcuların olduğu yerler taranıyordu... Ülkede kaos hakimdi. Sabahleyen evden helalleşerek yola çıkılıyordu... Öyle ya; akşama sağ salim geri gelmenin garantisi yoktu ki... Ama olsun işte... Ne güzel günlerdi o günler... Ne acayip mutluyduk ama... Can güvenliğimiz yoktu ama, en azından başımızda dinciler yoktu...

1974 yılında soydaşlarımız Rum katliamına maruz kalınca Kıbrıs’a çıkarma yapmak zorunda kaldık... Ama ne fedakarlıklar yaparak çıkarma yapan ‘Ordu’muza ceza olarak  Amerika’dan anında yokedici bir ambargo dayatılmış, bütün mühimmat depolarımız erimeye başlamıştı... Savunma Sanayi’nde bütün göbeğimizle Amerika’ya bağımlıydık. Kendi silah sanayimiz olmadığı için de, harekat bazen durma noktalarına geliyordu. O kadar ki, bazı stratejik mermileri kaçak yollardan temin etmek için çok daha fazla paralar veriyorduk. (Şimdilerde istisnasız 13 yıldan bu yana Silahlı Kuvvetler’imizin tüm mühimmat ihtiyacını kendi imkanlarımızla yapıyoruz.) Ordumuz o kadar perişan bir durumdaydı ama ne gam... Olsun işte... O günler ne kadar da haysiyetli bir dış politikamız vardı... İliğimize kadar dışa bağımlıydık ama (!) onurluyduk...

Hastanelerimiz ise ayrı bir fenomendi o zamanlar... Doktor mu yoksa Azrail mi ne olduğu belli olmayan adamlara sağlımızı emanet etmemize rağmen, o doktorları dahi bulamıyorduk... Bir çoğumuz hastane koridorlarında, dar-ı bekaya irtihal eyliyordu... Kimse de dönüp bakmıyordu bile... Çok da kanıksamıştın be... Her Allah’ın günü hastanede sadece uyduruk bir iğne vurulacağız diye ömür tüketirdik... Hastanede hademe olarak çalışana bile ulaşmak neredeyse imkansızdı... Ama olsun... Çook ama çok mutluyduk... Dirilerimiz kadar, hastanede ölmek zorunda kalan mevtalarımız da çok mutluydu... Ne günlerdi be ya...

Bak ayrıca o muhteşem günlerde her Allah’ın günü bir general televizyona çıkar, ağzına geleni sayar dökerdi... Siyasilere ağıza alınmayacak hakaretler yaparak hizaya sokar, onlara ne kadar da güzel hadlerini bildirirdi... Aslında rejimizin adı sadece demokrasiydi... Ama fiiliyatta başbakanlardan çok, küçük rütbeli askerlerin sesi daha fazla çıkardı... Ah ah... ne güzel günlerdi o günler... Teğmenlerin dahi ülkeyi yöneten başbakanı tekmeleyerek hakaret ettiği ve aşağıladığı o güzel günler...

‘Özgürlük’ diyerek ne de güzel özgürlükleri kısıtlıyorduk o günlerde... Milletimize ait olan üniversitelerimizde sadece kafası açık olan kızlarmız okuyabiliyordu... Başı kapalı olan kızlarımızı değil okutmak, okula dahi almıyorduk. İtirazı olana da polis jopu ile bir güzel dövüyorduk. Öyle ya... Özgürlüklerin bu kadar bol olduğu bir ülkede, okula başörtüsü ile gitmek de ne oluyor ki... Ah ki ne ah... O zamanlar hem daha fazla özgürlüklere (!) sahiptik, hem de daha fazla demokrasiye...

Açtık, susuzduk, kuyruklarda günlerce bekliyorduk, sularımız günlerce kesikti, elektiriğimiz bir vardı bir yoktu... Bizleri insan yerine koyan yoktu. Enflasyon diye tanıdığımız söz, kısa zaman sonra hiper enflasyon şeklinde anılmaya başlanmıştı... Paramız pul olmuş, ekmek almak için milyonlar ödemeye başlamıştık... Yani işin gerçeği, pisliğin içinde yüzüyorduk...

Yüzüyorduk ama olsun...

Bizler inanılmaz (!) mutluyduk...

Uzun zamandır bize yapılan ve kabul ettirilmeye çalışılan ‘Algı’ operasyonun adı da buydu işte...

Dünkü yapılan şerefsizlikleri, mutluluk kılıfı giydirilerek satılmak isteniyordu...

Yersen!..

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim