• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul : 2 °C
  • Berlin : 1 °C
  • Paris : -3 °C
  • Amsterdam : -4 °C
  • Zürih : -6 °C
  • Moskova : -8 °C
  • Lefkoşa : 5 °C

PROF. DR. UĞUR DERMAN İLE SÖYLEŞİ

05.10.2013 01:53
Özgenur R. Güler / Kültür Yöneticisi

Özgenur R. Güler / Kültür Yöneticisi

S1. Derin kültürünüz, beyefendi duruşunuz, kendinize has üslubunuzla pek emsali kalmamış şahsiyetlerden birisiniz. Kendinizden bahseder misiniz?

  1. Bu saydıklarınızı iltifat kabul edip, kendimi tanıtmak için Dîvân Edebiyatı’nın bilge şâiri Nâbî’nin (ö.1712) meşrebime çok uyan şu beytini nakledeceğim:

 

“Egerçi köhne metâız, revâcımız yokdur,

Revâca da o kadar ihtiyâcımız yokdur.”

 

(=Gerçi, eskimiş mal olduğumuz için geçerliliğimiz kalmamıştır. Doğrusu, buna o kadar da ihtiyacımız yokdur).

Seksenine merdiven dayamış olan ömrünü, kadîm Türk İstanbulunungüzelliklerine meftuniyetle değerlendirmeye ve haddini de bilmeye çalışan bir şahs-ı nâçizim.

S2. Eski bir İstanbullu olarak bize o eski İstanbulu anlatır mısınız?

  1. 1930’lu yılların sonlarından îtibâren hâfızamda yer etmeye başlayan Istanbul’u böyle bir mülâkat çerçevesinde anlatabilmek, kelime dağarcığıma sığmaz. Şu kadarını söyleyebilirim ki, İkinci Cihan Harbi’nin (1939-1945) tedirginliğine, imkânsızlıklara, yokluklara rağmen, o yıllar Dersaâdet’in huzurlu yıllarıydı ve Istanbul da, Istanbullu olabilenlerindi. Bu müstesna belde, taşra kültürünün taşınmaya başladığı 1960’dan sonraki göçlerle bozulmaya başladı ve bu hal, kısa zamanda ayyûka çıktı.

S3. Kaybettiğimiz alışkanlıklar ve zevkler var mı eskiye bakarsak?

  1. Olmaz olur mu? Televizyon, cep telefonu gibi modern belâlar insanların huyunu, suyunu öylesine değiştirdi ki… Test usûlü imtihanlar da gençliğin kendini ifâde edebilme gücünü ellerinden aldı. Garib bir topluluk olduk, vesselâm…Kaybettiklerimiz arasında, İstanbul Türkçesinden geçtim, eski devirde yeterli anlatım gücüne sahip olan gündelik Türkçe bile en başta yer alıyor. Kuzum, dilsiz bir millet nasıl yaşar?

S4. Musıkî’ye eğiliminizden söz edersek, müzik o dönem nerelerde yapılırdı? Sizin İstanbul’un kültür hayatıyla yakından ilişkiniz var. O eski yıllardan bahseder misiniz?

  1. Piyasa musıkîsi, Taksim ve Tepebaşı’ndaki içkili gazinolarda, yazın ise Dolmabahçe’deki Küçükçiftlik Parkı, Büyükdere’deki Beyaz Park gibi açık mekânlarda icrâ olunurdu. Buraları bizim genç yaşlarımıza uygun yerler değildi. İstanbul yakasında ise, kışın Bahçekapı’daki Borsa Kıraathanesi’nde, yazın Çiftesaraylar Bahçesi’nde pazar matineleri yapılırdı. Buralarda kaliteli fasıl heyetini müteakip, meşhur solistler sahne alırlardı.

Fakat ciddî Türk musıkîsi, ses musıkîmizin zirve ismi Münir Nureddin Selçuk (1899-1981) tarafından Saray Sineması’nda –yılda 4-5 kere verilen- konserlerde dinlenirdi. Yine konser mevsiminde, İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Musıkîsi İcra Hey’eti’nin Taksim Belediye Gazinosu’nda verdiği konserler, bu ihtiyacın en iyi şekilde karşılandığı faaliyetlerdendi. Şahsen 1951’den îtibaren bu konserleri muntazaman tâkibe başlamıştım. İcra Hey’eti’nin şefliğini sırasıyla Refik Fersan (1893-1965), Nevzad Atlığ (d.1925), Nuri Halil Poyraz (1885-1956) ve uzun yıllar da Münir Nureddin Selçuk sürdürmüşlerdi. Ayrıca, sahnesi olan yazlık açık sinemalarda da yaz konserleri tertiblenirdi. Mesela ben Münir Nureddin Bey’i ilk defa olarak 1946 yazında Üsküdar’daki İnkılâp Bahçesi’nde dinlemiştim.

Bir de evlerde yapılan musıkî meclisleri vardı ki, buna ancak davetliler giderdi. İbnülemin Mahmud Kemal İnal (1871-1957) ve Hakkı Süha Gezgin (1895-1963) beylerin musıkî meclisleri meşhurdu. Bu ikincisine ben de 1958-1960 yılları arasında devam etmiştim.

1950’li yıllarda Şehir Tiyatroları, İstanbul Türkçesini pek latîf tarzda kullanan artistleriyle en mükemmel devrini yaşıyordu. Tepebaşı’ndaki Dram ve Komedi Tiyatroları’nın da 1951’den başlayarak müdâvimi olmuştum.

Yine o senelerde, büyük musıkîşinaslarınkırkıncı veya ellinci sanat yılları dolayısiyla “jübile”ler tertiplenirdi. Bunlardan hatırlayabildiklerim: 1951- Münir Nureddin Selçuk; 1952- Neyzen Tevfik Kolaylı ve Mes’ud Cemil; 1954- Sadeddin Kaynak için yapılanlardır.

S5. Peki ya Taksim’deki yıkılan Belediye Gazinosu o dönem nasıldı? Oradaki musıki konserlerinden ve Beyoğlu’ndaki sanat etkinliklerinden bahseder misiniz?

  1. Taksim Belediye Gazinosu, bugün Ceylan Intercontinental otelinin bulunduğu yerdeydi ve yüksek merdivenlerden çıkılarak içeri girilen geniş bir salonu vardı. Geceleri gazino hüviyetiyle faaliyetini sürdürürdü; fakat ben o hâliyle bilmem, çünkü gitmedim. O zamanlar İstanbul’da konser salonu olarak tasarlanmış bir mekân bulunmadığı için, burası, pazar sabahları konser verilecek duruma getirilir, sandalyeler ona göre dizilirdi.

Konser olarak, Ekim-Mayıs ayları arasındaki pazar sabahları bir hafta Türk musıkîsine, bir hafta da Batı müziğine tahsis olunmuştu. Otel yapılmak için yıkım kararı alınınca, konserler 1956 yılından îtibâren hemen yakındaki Şan Sineması’nda verilmeye başlandı. Fakat hangarı andıran yapısıyla, burası hiç de iç açıcı bir konser salonu değildi.

S6. Küçükken hep kaptan olmak istermişsiniz.

  1. Üsküdar’da oturduğumuz için, gerek Eminönü’ne, gerekse Boğaziçi’ne gidişlerimizde binmeye alışık olduğumuz Şirket-i Hayriye vapurları çok ilgimi çekerdi. İsimlerini ve baca numaralarını okumadan vapura ayağımı atmaz, bu sebeble de âile büyüklerimin hışmına uğrardım. Gemilerin pervane kuvvetiyle hareket ettiğini henüz idrâk edemediğim çok küçük yaşlarımda ise, niye arkalarından köpüklü, sabunlu sular bıraktıklarına bir türlü akıl erdiremezdim.

S7. Beyoğlu ile ilişkiniz yalnızca kültürel sebeplere dayanmıyor. Bir yıl Tıp Fakültesi’nde okuduktan sonra Eczacılığa geçtiniz. Eczaneniz Ayaspaşa’daydı değil mi?

  1. Diyarbakır Askerî Hastahanesi’ndeki vatanî hizmetimi 1962 yılı nihayetinde tamamlayarak, Ayaspaşa’daki Alman Konsolosluğu’nun karşısında, Gümüşsuyu Eczahanesi’ni kendim tesis edip açtım. İsminde de azınlık Türkçesi gibi “eczane” değil de, doğru imlâsıyla “eczahane”yi tercih ettim. 1963’den 1978’in sonuna kadar burada mesleğimi sürdürdüm; fakat bir türlü benimseyemediğimi itirâf etmeliyim. Âilemde üçüncü eczacıydım. Lâkin ilâç ihtiyacı olan hastalardan para almak beni hep rahatsız etmiştir. Ama ne yapabilirdim ki?

S8. Sizin eczanenizin bulunduğu Beyoğlu nasıldı?

  1. O yılların Beyoğlu’su bu günlerle kıyas edilemeyecek derecede sakin ve huzurluydu; Emniyet teşkilâtına da şimdiki kadar iş düşmezdi. O zamanlar bu semte çıkanların takım elbise giyip kravat takarak daha saygılı davranmaya çalıştıklarına şâhid olmuşuzdur.

S9. 1977’den 2006 yılına kadar uzun bir süre vakıf yöneticiliğinde bulundunuz. Türkpetrol Vakfı’ndaki hizmetlerinizden bahseder misiniz?

  1. Türkpetrol Vakfı, bu ismi taşıyan şirketin ve sahiplerinin 903 sayılı Vakıflar Kanunu’na göre kurmuş oldukları bir hayır müessesesidir. 1969’dan beri binlerce yüksek tahsil talebesine maddî destek sağlamıştır. Ben, Vakf’ın yönetimini sürdüren Fethi Gemuhluoğlu’nun (1922-1977) vefatıyla onun halefi olmaya elden geldiğince  gayret ettim ve uzun yıllar, kuruculardan Ahmed Aydın Bolak’la (1925-2004) çalışmanın huzurunu yaşadım.  Faaliyetlerimiz şükürler olsun ki, hâlen devam ediyor. Vakfın idare merkezi önce İstiklal Caddesi’nde, sonra da Galatasaray’daki Yeniçarşı Caddesinde bulunduğu cihetle, 1969’dan 1992’ye kadar hizmetlerimizi sürdürdüğümüz Beyoğlu semti ile 15 yıl içli dışlı yaşamıştık.

S10. Bunların yanında bir de hat ustalığınız var. Bu konuda bize neler anlatacaksınız?

  1. 1953’den itibaren Mahir İz (1895-1974) Hocadan Osmanlı Türkçesini hattı ve imlâsı ile öğrenmeye başladım. 1955 yılında da, Hezârfen Üstâd Necmeddin Okyay’ın (1883-1976) hat ve kitap sanatlarında talebesi oldum. O zamanlar bu konuların meraklısı yok denilecek kadar azdı. Ayrıca Dr.Süheyl Ünver (1898-1986), Mâcid Ayral (1891-1961), Halim Özyazıcı (1898-1964) gibi üstâdlardan da çok faydalandım. Gözlerimdeki rahatsızlık hattatlıkla fiilen uğraşmama mâni teşkil etti. Fakat 1961 yılından başlayarak bu sanatlarla ilgili 500’ü aşkın makale, ansiklopedi maddesi ve 20’nin üstünde kitap hazırlayıp neşrettim. 1985-2007 yılları arasında, Marmara ve Mimar Sinan Üniversiteleri’ndeki derslerimi sürdürdüm. Çalışmalarımı konferanslar ve neşriyat yoluyla hâlen yürütmekteyim.

S11. Evliliğinizde 50 yıla yaklaştınız. Eşinizle bu mutluluğun sırrı nedir, paylaşır mısınız?

  1. Cenap Şahabeddin’in (1870-1934) şu beyti bizim müşterek hislerimize tercüman olmuştur:

“Hemhis olarak çarpması bir an iki kalbin,

Arzın budur ancak, bize va’d ettiği lezzet”.

(=Dünyanın bize vaad ettiği lezzet, iki kalbin, bir an olsun, aynı hislerle çarpmasıdır.)

S12. Beyoğlu Evlendirme Dairesinde nikâhınız kıyılmış. Bu bakımdan  Beyoğlu sizin için ayrı bir yerde bulunsa gerek..

  1. Bizim evlendiğimiz 1965 yılında Beyoğlu Evlendirme Dairesi, o zamanlar metrûk bir halde duran Galata Mevlevihanesi’nin hemen yanı başındaydı. Bu çatı altında uzun seneler nice yuvalar kurulmuştur. Bizim nikâh şâhidlerimiz Necmeddin Okyay ve Dr. Süheyl Ünver hocalarımızdı. Nikâh akdimizi şereflendirenlerden Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan (1898-1979) ise henüz nikâh salonundan çıkarken izdivacımıza ebced hesabıyla şu tarihi düşürmüştü:

Râh-ı aşkın ne nurludur ey dost,

Ne çiçekli, sürurludur ey dost.

Düştü “hey”pek yerinde bir târih,

İzdivâcın uğurludur ey dost!

  1.  

 

(=Aşkının yolu ne nurlu, ne çiçekli ve ne sevinçlidir ey dost…”Hey” düşürülmekle şu mısra târih olur: “Evliliğin uğurludur ey dost” 1965.)

Beyoğlu Evlendirme Dairesi’nin Taksim’e nakliyle, sonradan burası bir kültür merkezine dönüştürüldü. Şimdilerde oraya yolumuz düştükçe, o salonun duvarlarındaki hayalimizi arıyoruz!

S13. Sizin 2009 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alışınızdan sonra, eşiniz Çiçek Derman Hanımefendi de Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 2012 yılının Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü aldı. Kültürün bu kadar hızlı tüketildiği dönemde ödül almak gurur verici olmalı..

  1. Gelenekli sanatlarımız yakın vakte kadar devlet katında benimsenmiyordu. Bu yeni anlayış, hepimizi ve tabiidir ki mükâfata nâil olanları memnun ediyor.

S14. 2010 Avrupa Kültür Başkenti projeleri kapsamında da 99 Mushaf projesi gerçekleştirdiniz. Bundan bahseder misiniz?

  1. Kur’an-ı Kerîm Hicaz’da nâzil olmuş, Mısır’da okunmuş ve İstanbul’da yazılmıştır” sözünü herhalde işitmişsinizdir. 2010 yılı kültür faaliyetleri kapsamında, benden böyle bir çalışma istendi. Yaradan’ın 99 isminden ilhâm alarak adını koyduğumuz bu latîf eseri zamanında tamamladım. İstanbul müze ve kütüphanelerinde bu kitap gibi daha birkaç aded hazırlanabilecek malzeme vardır.

S15. Son zamanlarda uğraştığınız konu nedir?

C15. Son iki ayımı dolduran ve beni fazlasıyla bahtiyar eden faaliyetim şudur: Her yıl Nisan ayı ortalarında T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca tertib edilen Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle bir Hüsn-i Hat sergisinin hazırlanması işi nâçiz şahsımdan istendi. İstanbul’daki resmî müze ve kütüphaneler ile hususi koleksiyonlardan derlediğimiz –son 300 yılda yaşamış olan- 45 merhum hat üstadına ait 115 enfes levha 12 Nisan’dan 1 Mayıs’a kadar, Ayasofya Camii içinde meraklıların seyrine ve istifadesine sunuldu. Burası 1934’de müzeye dönüştürüldekten sonra içindeki –başta hat levhaları olmak üzere- Osmanlı eserlerinin mâbed dışına çıkarılma çabasından 79 yıl sonra, Ayasofya gibi rûhaniyeti sürüp giden bir mekânda böyle kapsamlı bir hat sergisinin açılması beni ziyadesiyle heyecanlandırdı ve açık olduğu 20 gün içinde neredeyse 1 milyon kişinin ziyareti, sergide emeği geçen herkesi sevindirdi. Rabbime şükürler olsun.

S16. Beyoğlu Belediyesi’nin de Semt Konaklarında Ahşap Boyama, Hat, Tezhip, Müzik eğitimleri var. Belediyenin bu tür eğitim çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

C16. Semt konaklarında Osmanlı Türkçesi, yabancı dil, bilgisayar kurslarının yanısıra, zenaat sınıfına giren çalışmaların yürütülmesinin doğru olacağı kanaatindeyim. Bizim gelenekli sanatlarımız daha akademik seviyelere muhtaçtır.

S17. Yeni nesillere tavsiyeleriniz nelerdir?

C17- Rahmetli Şerif Muhiddin Targan’ın (1892-1967) ifâdesiyle: “Sanat, aristokratdır; avâma hitâb etmez”. Bu yolda çalışacak gençlerin, ehil bir hoca nezâretinde çok sabırlı ve disiplinli olmaları gerekir. Aksi takdirde ancak avâmın hoşlanacağı seviyede kalırlar.

 

                                                                          


screen-shot-2013-06-03-at-10.14.20-am.png

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim