• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul : 2 °C
  • Berlin : 2 °C
  • Paris : 0 °C
  • Amsterdam : -2 °C
  • Zürih : -5 °C
  • Moskova : -6 °C
  • Lefkoşa : 8 °C

Şah Mahmut'un Bağı Var; Üzümü Yok Yaprağı Var!

05.02.2014 10:59
Adnan Tokuç

Adnan Tokuç

İlk önce şu evrensel gerçeğin altını kalın bir şekilde çizmenin gerekli olduğuna inanıyorum... Bu gerçeğin adı; ‘Neyi çok arzularsan, neyi en fazla istersen; onu yaşarsın kendi dünyanda...' Ne bir fazla, ne de bir eksik...

Bu insanlık tarihi kadar eski bir gerçek  ‘Hayat realitesi’dir. Bunun aksi bir durum, bu zamana kadar olmamıştır. Bundan sonra da takdir edersiniz ki olmayacaktır.

Yani; hayatın kendi dinamikleri içinde; negatif ve yıkıcı etkileri olan ve insanı hep geri götüren ‘katmerlenmiş kabukları’ kırmak için kolları sıvamadığın müddetçe, hep böyle bedbaht ve mutsuz bir hayatın ön saflarında yer alan birisi olmaktan öteye de gidemeyeceksin.

Bütün hayatı boyunca, gülümsemeyi ve iyimser bir düşünce sistematiğini reddetmiş ve acıların çocuğu olmayı bir nevi marifet bellemiş olan bir kimsenin, kalkıp da 'ben neden mutsuz ve bedbaht bir yaşantının sahibiyim' diye sızlanmaya ve şekvacı olmaya hakkı var mıdır sizce?

Bence yoktur... Zira; buğday ekmiş olduğun tarladan nasıl ki, mısır elde edemiyorsan; bütün bir ömür boyu zihnine ektiğin karamsar ve negatif düşünce sistematiğnden de sana olumlu ve pozitif bir yaşam yansımasını beklememen gerekmektedir.

Zaten beklesen de, bu konuda olumlu ve pozitif bir yansımanın sana gelme ihtimalı, sıfırın altında bir yerlerde seyretmektedir... Altın kural der ki; 'güzellikler dolu olan hayatımızı' daha iyi bir şekilde tanımaya çalışmakla başlamalıyız işe... Zira; aşırı hırs ve bir yerlere ulaşma saplantısı, insanı belli bir yerden sonra ‘İnsani’ reflekslerini kaybetmeyi sağlamaktan başka işe yaramaz.

Bolluklarla dolu olan dünyamızda, o bütün olumlu ve namütenahi güzellikleri görmemekte direnip, ‘Daha fazla, daha ileri, daha da daha’ hastalığına kendini gönüllü tutsak edip, bir ömür boyu en derin mutsuzlukları yaşayarak terk-i dünya eyleyenlerin sığındığı liman hep şu olmuştur; ‘Efendim, benim koşturmam gerek, ben hırslı insanım, ben yenilgiyi kabul etmem, ben azla yetinmem, ben ben ben...’ diye bu minvalde uzar gider...

Uzar gider ama; bazı şeyleri de bozar gider demiş atalarımız. Bolluk kavramını sadece çok mal ve mülkün fazlalığında arayanlar, bu mal ve mülkleri edindiğinde, o zamana kadar sarfettikleri müthiş enerji kaybından kaynaklanan hastalıklara da düçar olmaktadırlar.

İşte o kadar büyük efor sarfederek kazandıkları para ancak; kaybettikleri ve bir daha geriye gelmeyecek olan sağlıklarını tekrar kazanmak için harcamaya yarar. Pek faydası olmamakla birlikte hani; 'çıkmayan candan umut kesilmez hesap'ları yapılır bu kez... İyi de; 'Be birader bu hesabı baştan yapsaydın ya' diye sormazlar mı adama?

Başkaca da bir numarası yoktur o para ve pulun. Ama işte hırs böyle bir virüstür. İnsanı hep ters köşeye yatırmasını bilir. Elbette çalışmak, çabalamak, belli bir üretimin içinde olmak biz insanlar için son derece önemli bir mevzuattır. Amma çalışmayı ve üretmeyi bazen daha fazla kazanmak ve biriktirmek, mal üstüne mal yığmak olarak algılıyor insanoğlu.

Sana biçilen o kadar kısa bir ömür içinde, dünyanın bütün mal ve taşınmazlarına, para ve altınlarına sahip olsan, kaç kuruşluk hikmeti olur ki bunun? O bakımdan, bu dünyadaki bolluk ve bereket kavramının tam olarak neyin karşılığı olduğunu bilmek durumundayız.

Yoksa; her türlü yiyecek ve içecek masasının önünde olduğu halde, sadece midesinde çıkan küçük bir yaradan dolayı o güzelim nimetlere ulaşamamak da söz konusu. Nimetin var olması ancak; senin vücut sağlığının onu kabul etmesi ile anlam kazanır. Yoksa ‘Şah mahmut’un bağı var; üzümü yok yaprağı var’ durumu hasıl olur.

Yani; yemek istersin amma; zamanında yemediğin ve kendi bünyenden esirgediğin nimetler de bu sefer sana yüzünü döner... Zamanın, zeminin, güzelliğinin ve sağlığını kıymetini bil... İşte gerçek bolluk budur...  Gerçek bolluk, aldığın her huzur dolu nefestir...

Gerisi ise teferruattır...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim