• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul : 4 °C
  • Berlin : -1 °C
  • Paris : -3 °C
  • Amsterdam : -4 °C
  • Zürih : -6 °C
  • Moskova : -2 °C
  • Lefkoşa : 7 °C

Tobagolu Olivia ile Eşrefpaşalı Kazım’ın aşk hikayesi

18.09.2010 00:12
Ahmet İncel

Ahmet İncel

Polis cipinden inen gayet şık kıyafetli dev yapılı polis mağrur bir ifadeyle verandaya gelip Zeytin’in alnına bir öpücük kondurup beni çok kibar bir şekilde selamladı. “Demek, Olivia’nın beklediği Türk misafir sizsiniz, evimize hoş geldiniz onur verdiniz” dedi. Olivia “tanıştırayım, eşim Ali Antonia” dedi. Ali Antonia “lütfen rahatsız olmayın sohbetinizi bölmeyeyim” diyip içeri girdi. Eşinin eve gelmesiyle biraz rahatsız oldum, bir de polis olması beni daha da huzursuz etti, “Zeytin hanım isterseniz ben şimdi gideyim yarın devam ederiz” dedim. Olur mu, var mı Türklerde yemek yedirmeden misafir göndermek” dedi ve “bir dakika” deyip içeri girdi. Beş dakika sonra üstünü değiştirip sivilleri giymiş olan eşiyle birlikte mutfaktan verandadaki masaya yiyecekler taşımaya başladılar. Aman Allah’ım kuru börülce, patates kızartması, pilav, salatalar ve köfte bile yapmıştı. Masaya çocukları ve beyiyle birlikte hep beraber oturduğumuzda kendimi adeta Kuşadası’nda bir sayfiye evinde hissettim. Çok sıcak bir ortam vardı, bu arada köfteye dokunmağımı gören Zeytin hanım “korkma o domuz değil, taze dana etinden yaptım. Helal. Biz de domuz yemeyiz, çünkü biz de Müslüman’ız” dedi. “Bu kadın beni şaşkınlığa uğratmaya doyamıyor” diye düşünerek ailenin Müslüman olması konusundaki kafamdaki soruları yemek sonrası bıraktım. Ada halkının yüzde altısının Müslüman olduğunu okumuştum, ama henüz bir Müslüman’a rastlamamıştım.


Yemekten sonra Zeytin hanım “kahveniz nasıl olsun” diye sorunca gayet ihtiyari “şeker sorunu var, lütfen şekersiz olsun” dedim. Sonra birden kendime gelerek “lütfen bana Türk kahvesi de yapıyorum deme” dedim, “Yok maalesef burada Türk kahvesi bulamıyoruz, ama buranın kahvesini ben Türk usulü pişiriyorum, hemen hemen aynı oluyor” dedi.


Kahvelerimizi içtikten sonra çocuklar ve beyi müsaade isteyip televizyon seyretmek üzere salona geçtiler, biz yine Zeytin hanımla sohbete devam ettik. “bir seferimizde gemimiz Marsilya limanına yanaştığında hiç beklemediğim bir anda bana “burada yollarımız ayrılıyor, ben burada gemiyi terk edip ülkeme döneceğim” dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm, gemilerde geçirdiğimiz bir yıla yakın zamanda ona o kadar çok alışmıştım ki onsuz bir hayat benim için söz konusu olamazdı. Tüm yüzsüzlüğümü ele alarak ona utana utana “ben de seninle gelmek istiyorum” dedim . “Ben Türkiye’ye gideceğim orada yaşayamazsın” dedi. “Denerim, yaşayamazsam bir gemide iş bulur dönerim. “Hayır olmaz, üzgünüm” dedi ve bana sıkıca sarılıp uzun uzun öptü. Çantasını alıp geminin merdivenlerinden aşağı inmeye başladı. Onu kaybediyordum, hayatımın erkeğini kaybetmeyi göze alamazdım, cehenneme de gitse onu ardından giderdim.


Hemen kabineme koşup eşyalarımı bir çantaya doldurup ardından yola düştüm. Gemiden çıkarken birikmiş paramı almak bile aklıma gelmedi, sadece yanımdaki parayla çıktım. Onu Türkiye’ye giden turistik gemilerin acenteleri önünde buldum, beni görünce önce şaşırdı. Bense onun nasıl bir tepki göstereceğini bilmediğimden olduğum yerde kalıp, sadece gözünün içine baka kaldım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama onun kollarını bana doğru açtığını ve ona nasıl koştuğumu çok iyi hatırlıyorum.


“Değişik yollar deneyip yaklaşık bir ay sonra Türkiye’ye geldik” diyen Zeytin hanım bir an için duraklayıp “ama öykümün Türkiye bölümünü sana yarın anlatmaya devam ederim, bak saat gecenin on ikisini geçiyor” deyince kendime geldim. “O özür dilerim, Zeytin hanım, hiç fark etmemişim” diyip ertesi gün için sözleşip ondan ayrıldım.


Gecenin ikisine doğru otelime döndüğümde hemen odama kapanıp Zeytin hanımın anlattıklarını unuturum diye laptopumun başına geçip ayrıntıların notlarını yazmaya başladım. Sabah arkadaşlarımın kahvaltıya çağırmak üzere kapımı çalması üzerine masamın başında uyuya kalmış olduğumu fark ettim. Onların bana “anlayalım, ne oluyor, sabaha karşı odana geldin, nerelerdeydin” gibi çifte anlamlı sözlerine sadece gülümseyerek yanıt verdim, çünkü yakaladığım ender aşk öyküsünü şimdilik kimseyle paylaşmak istemiyordum. Kahvaltı sonrası daha öncesinden sözleştiğimiz Trinidad gezisine katılamayacağımı söyleyince gösterdikleri “ooo” reaksiyonunu umursamadan tekrar odama daldım ve notlarımı yazmaya devam ettim.

Saat 15.00’i iple çektim ve yine verandada Türk çayı eşliğinde Olivia Zeytin hanımın aşk hikayesini dinlemeye koyuldum.


“Otobüsten İzmir’e indiğimizde koca karmakarışık şehir beni korkutmuştu, ama yanımda o olduğu için bu ilk korkumu hemen yendim. Gardan bindiğimiz taksi bizi deniz kıyısında modern yüksek binalardan sonra dar sokakların ve eski evlerin bulunduğu bir mahalleye getirdi. “burası Eşrefpaşa, çocukluğumun, gençliğimin cenneti. Burayı Dünyanın hiç bir yerine değişmem, burası benim cennetim” diye gururla anlatmaya koyuldu. Ellerimizde çantalarımız eski püskü pembe badanalı tek katlı bir evin önünde durduk. Hafif itekleme ile açtığı bahçe kapısından “anam ben geldim” diye bağırdı. Başındaki beyaz örtüsünden dışarı saçan kınalı saçları görünen beli bükülmüş yaşlı bir kadın zar zor yürüyerek kapıdan göründü “oğlum” diye kendisinden beklenmeyecek bir atikle Cassim’a pardon Kazım’a sarıldı. Dakikalarca sarılıp ağlaştılar, sonra benimde orada olduğumu fark ettiler. Daha sonra adının “Hafize ana” olduğunu öğrendiğim yaşlı kadın beni göstererek “bu da kim oğlum?” diye sordu “arkadaşım Olivia” dedi. Bense sadece “Hello” diyebildim. Ana ve oğlun bağrışmaları sonrası bir çok kadın, adam ve çocuk evin avlusuna doluştu, hepsi de Cassim’a sarılmak istiyordu. “Ne kadar da sevilen biriymiş bizim Kazım” diye düşündüm. Ona sarılmaya gelen beni görünce biraz şaşırıyor ve ona sorular yöneltiyordu. O zamanlar Türkçe bilmediğimden tabii bu soruları anlamıyor ve saf saf etrafımı inceliyordum. Sonra üç tane kara kara şirin çocuklar geldi. Kazım onlara ağlayarak sarılırken onlar da “Baba” “Baba” diye bağırıyorlardı. Sonradan öğrendim ki bunlar onun oğulları idi ve tabii karısı da varmış ve benim onun yanımda geldiğimi duyunca gelmemiş. Bu kavuşma serenomisinden sonra ortalık sakinleşince Kazım bana dönerek “Oliva, Zeytinim, ben şimdi bu çocuklarla analarına gideceğim, sen burada benim anamda kalacaksın, dönünce sana her şeyi ayrıntılı bir şekilde anlatırım” diyecek oldu ben hemen heyecanla “ben sonrayı bekleyemem, ne varsa şimdi anlat ta bileyim” dedim. O cümlemi bitirmemi bile beklemeden, “hayır şimdi gitmem lazım sonra” diyip çocuklarla avlu kapısından çıktı gitti. Bir anda anası ve ben şaşkınca birbirimize bakarak kalakaldık...



DEVAMI VAR

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim