• BIST 83.243
  • Altın 149,216
  • Dolar 3,8261
  • Euro 4,1052
  • İstanbul : 7 °C
  • Berlin : -1 °C
  • Paris : -1 °C
  • Amsterdam : 2 °C
  • Zürih : -6 °C
  • Moskova : 0 °C
  • Lefkoşa : 14 °C

Tobagolu Olivia ile Eşrefpaşalı Kazım’ın aşk hikayesi -3

30.09.2010 23:51
Ahmet İncel

Ahmet İncel

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

“Yani bizim Kazım evliymiş” demeye kalktım, hemen sözümü kesti “dur, dur sabırsızlanma anlatacağım, ama önce şu çaylarımızı tazeleyelim” dedi.  Bu arada başlayan yağmur verandanın teneke kaplaması üzerinde düşerek çok sevdiğim sesi çıkarırken, hava sıcaklığının düşmesini sağlayamadığı gibi nemin daha da artmasına neden oluyordu. Zeytin hanım, mutfakta çayları tazelerken, belki serinlerim umuduyla verandadan aşağı inerek kasıtlı olarak biraz yağmur altında dolandım. Geldiğinde beni o halde görünce güldü ve hemen “bizim buraların çok kısadır, şiddetli yağar, beş dakika kadar sürer ve yine güneş açar. İzmir’de de bazı yazları böyle olurdu.  Hatta sanırım sizin oralarda bu yağmur için “kısa kes İzmir havası olsun” derlerdi.  Hemen itiraz etim ona İzmir havası değil, Aydın havası derler” diye düzelttim. “Ama Kazım hep İzmir havası derdi” diye Kazım’a olan güvencini, onun her şeyin doğrusunu bildiği saplantısını yitirmemiş olduğunu gösteriyordu. Taze çayından bir yudum alan Olivia zeytin hanım anlatmaya devam etti:    

 

“Hafize ananın evinde kaldığım ilk gece sabaha kadar gözümü kırpmadım. Sabahı zor ettim. Bahçedeki Zeytin ağacının altındaki kırık dökük masa üzerine bana kahvaltı getirdi. O gün ilk kez bu siyah Türk çayını ve zeytini tattım. Hele yine o sabah ilk kez tattığım o zeytin yağıyla karıştırılmış “kesik” denilen peynirin tadını unutamıyorum.  Kafamın karmakarışık olmasına rağmen nedense çok güzel bir kahvaltı yaptım, dolan midem sayesinde de daha sağlıklı düşünmeye başladım. Anladığım, bu benim Cassim evliydi ve çocukları vardı. Yani ben buraya fazlalık olarak gelmiştim ve istenmiyordum.  Sakince onun gelmesini bekleyecek ve geldiğinde de onu terk edeceğimi söyleyecektim. Buralarda kalamazdım, bunu yapmaya ne o kadına ne de o çocuklara hakkım vardı. O kadın yerinde ben olsam çıldırırdım...

 

Ve öğleye doğru Cassim geldi. Gözleri kıpkırmızı idi, benim gibi uykusuz olduğu her halinde belliydi. Karısıyla bütün gece hasret gidermiş olmalı ki uykusuz kalmış diye kıskançlıktan çatlıyordum. Bana “Günaydın Zeytinim” diyerek boynumdan öpmek istedi, onu iteledim. “Ne oluyor ya, neden böyle yapıyorsun? Anlatacağım yahu” dedi ve anlatmaya başladı.

 

“gördüğün kopiller, benim kopillerim. Bu gece gittiğim evde benim evim. Evet orada karım var, bu güne kadar sana söyleyemediğim için suçluyum, ama ben onu yıllardır sadece çocuklarımın anası olarak gördüm, yoksa bir kadın olarak benim için hiç bir cazibesi yok. Onunla evliliğimi hep çocuklarım zarar görmesin diye sürdürdüm, hatta Amerika’ya da ondan kaçmıştım. Ondan uzak olmak için yıllarca gemilerce süründüm, ama hep çocuklarım için gerekli parayı gönderdim, onları ele güne muhtaç etmedim. O da sürekli para gönderdiğim için benden boşanmadı ve anlayacağın kağıt üzerinde bir evliliğimiz kaldı. Onun için sana söylemeye bile gerek görmedim, ama tüm bu anlattıklarıma rağmen bana ne kadar kızsan haklısın” dedi.     

      

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımı dün gibi hatırlıyorum, kendimi o an çok yalnız ve aldatılmış hissettim. O kadar güvendiğim Cassim bana yalan söylemişti, veya hayatıyla ilgili gerçekleri saklamıştı. Bu dilini, geleneğini bilmediğim yabancı ülkede güvendiğim insan Cassim artık gözümden düşmüştü. Halimi gören Cassim beni hemen kavrayıp sıkı sıkı sarılmaya çalıştı,  onu itme çabalarım boşa gitti, beni öyle sıktı ki kaburgalarımın acıdığını hissettim.

Aslında durum hiçte hoşuma gitmiyordu, ikinci kadın olmak çok zoruma gidiyordu. Ama şu an için başka çarem yoktu. Cebimde hiç param yoktu, gitmeye kalksam bir yere gidemezdim, zaman kazanmak istiyordum. Biraz para biriktirip uçak bileti almam gerektiğini düşünüyordum. Bu nedenle Cassim’a “senin hatırına bir iki ay deneyeceğim, eğer yapamazsam darılmaca yok çeker giderim” dedim ve orada kaldım. Bu kez itiraz Hafize anadan geldi “bana bakın imam nikahsız ben ikinizi bir arada evimde barındırmam ona göre” dedi. Cassim “anacığım onun çaresini de buluruz, sen merak etme”dedi.

 

 

Cassim akşama ve yanında birkaç adamla birlikte geldi, adamlardan biri sarıklı ve cüppeliydi. O gece imam nikahımız kıyıldı. O zamanlar tüm bu serenomiler bana komik geliyordu, ama o an için başka çarem yoktu”.

 

O günden sonra Cassim’la birlikte Hafize anada kalmaya başladık. Cassim, kendi evine çok seyrekte olsa gidiyordu ve bunu bana hissettirmemeye çalışıyordu. Çocuklarımı özledim diyordu, ama zaten çocuklar her gün bizdeydiler. Hafize ana evin avlusunda küçük sepetler örüyordu, Cassim da bunları sebze halinde bir adama satıyordu. O bunlara taze incir veya mevsimine göre başka meyveler doldurup, süsleyip satıyormuş. Hafize ana sepetle uğraşırken, ben evin temizliği ve yemek işiyle uğraşıyordum. Bazen bizim buraların yemeklerini yapıyordum, pek seviyorlardı. Zamanla Türkçe’mi ilerlettikçe Hafize ana ile gelin-kaynana gibi değil, ana-kız gibi oldu. Zaten öbürkü gelinini hiç sevmezmiş ve Cassim onun karşı gelmesine rağmen onunla evlenmiş. Ben de onlar gibi kara olduğumdan mahalleli de beni kabul etmişti. Adımı da Cassim’in yaptığı gibi “Zeytin” de dönüştürmeyi ihmal etmemişlerdi. Ama “Zeytin gelin aşağı” “Zeytin gelin yukarı” benim de hoşuma gidiyordu. Hepsi çok temiz insanlardı. Fakirlerdi ama gururlarına ve namuslarına çok düşkündüler.   Ama maalesef diğer insanlar onları “Çingene” deyip aşağılıyorlardı. Birkaç kez  bu aşağılamağı ben de yaşadım. Onlar gibi giyindiğimden ve kara rengimden dolayı, bir şeyler üzerime şeyler almak üzere girdiğim mağazadan adeta hırsız muamelesi görerek dışarı atıldım. Bu çok gururuma dokundu, ağlayarak eve geldiğimde durumu Hafize anaya anlattım. Çok normal karşıladı “ne yapalım kızım, biz artık alıştık bu tür şeyler, oysaki çocuklarımın kursağından bir lokma haram geçmediğini bilemezler. Bak Cassim’in babası çok iyi bilge bir hocaydı. Onu yakından tanıyanlar çok saygı duyar, sohbetlerine katılırlardı. Yakından tanımayanlar ise “çingeneden hoca mı olur?”  diye onu küçümserlerdi.  O da hep Allah’a havale ederdi. Anlattıkları beni çok etkilemişti, rengimin sorun olacağı pek aklıma gelmemişti, çünkü bizim buralarda hemen hemen herkes siyah renkliydi.

 

 

Birgün evde temizlik yaparken, bir sürü yün artığı buldum. Bu rengarenk yünlerden bizim buraların motifleriyle süslü örtüler yapmaya başladım. Örtülerim önce Hafize ananın sonra da tüm mahallenin hoşuna gitmeye başladı. Siparişler almaya başladım. Hafize ana bir gün tüm örtülerimi güzelce bir bohçaya sarıp, “gel güzel gelinim, bunu fuar önünde satmaya çalışalım, belki alan olur” dedi. Minibüsle gittiğimiz fuar önünde ilk parti örtülerimiz adeta kapışıldı. Çok iyi para kazanmıştık. Daha sonra ben evde sürekli örtü yaptım, Hafize ana şehirde sattı, bayağı gelirimiz oldu. Tabii ben de bu arada bilet paramı tamamladım. İstediğim an gidebilirdim artık, ama nedense bir türlü içim elvermiyordu.  Bunlar çok iyi insanlardı ve ben tüm fakirliğe rağmen burada mutluydum.

Birgün, Cassim evde yokken  gidip gitmeme planları yaparken sabahın olduğunu sabah ezanının okunmasıyla fark ettim. Yataktan doğrulup tam bir konsantrasyonla ezanı dinlerken, içimden gelen ve isimlendiremediğim ağlama duygusuna hakim olamadım.

 

 

DEVAMI VAR

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim