• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • İstanbul : 8 °C
  • Berlin : -1 °C
  • Paris : -1 °C
  • Amsterdam : 5 °C
  • Zürih : -4 °C
  • Moskova : -4 °C
  • Lefkoşa : 16 °C

Tobagolu Olivia ile Eşrefpaşalı Kazım’ın aşk hikayesi- SON BÖLÜM -

03.10.2010 14:06
Ahmet İncel

Ahmet İncel

Bu arada Hafize ana namaz kılmak için abdest alıyordu. Yüzümü yorganla kapatarak onun ağlamamı duymasını engellemeye çalıştım. Sessizce onu izledim. Abdestten sonra bir melek gibi beyaz yemenisini  kafasına taktığında, siyah yüzünün güzelliği daha da ortaya çıktı. Onun ağır hareketlerle sabah namazını  kılışını izlerken adeta başka bir alemde geziyordum. En az bir hafta boyu hep sabah namazlarında gizlice onu izledim ve o sihirli aleme gezi yaptım. Yine bir sabah namazına onun bitmesini bekledim ve adeta kendimden geçmiş bir durumda secdedeki Hafize anaya sarılarak gözyaşları içersinde “Hafize ana, ne olur ben de Müslüman olmak istiyorum, bana dininizi, namazı öğret” dedim. Oysaki kafamda kesinlikle din konusu yoktu, İslam’la ilgili olarak da bildiğim peygamberin Hz. Muhammed (SAV) ve kutsal kitabın Kuran olduğu idi. İşte Türkiye maceramın en önemli olayı ne Cassim ne de başka bir şey benim içim, en önemli olay buydu...  Cassim benim dünyalık sevdiğimdi ama ben tüm alemlerin gerçeğini, ve bu gerçeği bizlere ileten tüm alemlerin sevgilisi Hz. Muhammed (SAV) ı orada buldum.
Ertesi gün Cassim ve Hafize ana ile birlikte müftülüğe gittik ve orada bütün gece ezberlemeye çalıştığım kelime-i
şahadeti getirerek Müslüman olma şerefine layık oldum. Müftü bana bir Kuran ve bir de Müslüman olduğuma dair sertifika verdi.
 
Olivia, bu sözün ardından beni oturma odasına götürdü ve gururla duvarda asılı sertifikasını ve yöresel motiflerle örülmüş bir kılıf içersindeki Türkçe Kuran-ı Kerim’i gösterdi. Gözlerindeki sevinç pırıltıları Dünya şampiyonluğu madalyasını gösteren bir sporcununkinden daha da fazlaydı.
 
Olivia, duygusal bir aradan sonra İzmir macerasını anlatmaya devam etti:
 
“Daha müftüden dönerken, bir kitapçıdan İngilizce Kuran aldım ve harfi harfine incelemeye başladım. Daha tam olarak tanımadan girdiğim bu dine olan hayranlığım Kuran’ı okudukça daha da arttı. Bu arada Hafize ana da bana abdest, gusül, namaz ve oruç gibi koşulları rahmetli hoca eşinden öğrendiği şekilde öğretmeye başladı. Bendeki bu değişiklikler Cassim’ı da çok mutlu diyordu ve gerçekten de yaşamımın en güzel günlerini geçirmeye başladım diye düşünüyordum.  Genç kızlığımdan beri Dünyayı dolaşarak aradığım ve bulamadığım ruhi huzuru artık bulmuştum. 
 
Ama maalesef yine kötü günlerin beni beklediğinin farkında değildim.
Bir sabah namaza kalktığımızda dışarıdan sürekli ağır vasıtaların seslerini duyduk. Heyecanla dışarı baktığımızda onlarca askeri aracın konvoy halinde bir yerlere doğru gittiğini gördük. İlk anda Yunanistan’la savaş çıktığını düşündük, ama televizyonu açtığımızda askerlerin darbe yaptığını öğrendik.  Haberi duyan Cassim heyecanla evdeki tüm kitapları toplayıp sobada yakmaya başladı. Ne olduğu anlayamıyordum. Cassim kitapların bazılarını yakarken, sanırım kıyamadıklarını evin bir yerlerine saklamaya çalışıyordu. Bana sakin olmamı ve sadece tedbir aldığını söyleyip yatıştırmaya çalışırken, kendisi panik içersindeydi. O gün hiç evden çıkamadık, yasakmış. Örtü de satamadık... Ertesi gün sabaha karşı kapımız çalındı, Hafize ana örtüsünü başına alıp avlu kapısını açar açmaz askerler tüm evi doldurdu. Tertemiz odalarımıza postallarıyla girip aramaya başladılar, tabii bu arada Cassim’ı da pijamasıyla apar topar araçlarına soktular. Ben korkudan bir köşeye büzüldüm, sessizce ağlıyordum. Cassim’ın sakladığı kitapları bulan askerler ortalığı darmadağın bırakıp gittiler. Hafize ana ile bana dokunmamışlardı.  İkimiz dakikalarca şaşkınca birbirimize baktık kaldık.
 
Cassim’in götürülmesinin ardından yaklaşık bir ay geçti. Tüm çabalarımıza rağmen onun ölü mü sağ mı olduğunu, nereye götürüldüğünü bulmadık. Türkiye benim için Şili veya Arjantin gibi olmuştu... Bu arama çalışmaları yüzünden tüm birikimlerim rüşvet, avukat parası gibi giderlere gitti. Her türlü sıkıntıya rağmen Hafize ana ile günlük yaşamımızı sürdürmek için sepet ve örtü işine devam ediyorduk.  Cassim olmadığından çocukların yükü de bize binmişti, onlara da bakmak zorundaydık. Bir yandan Cassim’ı bulmak için mücadele verirken, bir yandan da  hayat mücadelesi ile uğraşırken, çok yıpranıyorduk. Bir gün yine tam sabah namazını kılmış, biraz Kuran okumak üzere tam divana oturacakken yine çok sert bir şekilde kapı çaldı. “Aman Allah’ım kabus yine başlıyor diye otomatikman büzülüp bir köşede titremeye başladım. Yine Hafize ana kapıyı açtı ve yine askerle postallarıyla odalarımıza girdi. Beni bir köşede büzülmüş bulan asker heyecanla bağırıp “komutanım kadını buldum” diye bağırdı. Beni kaldırıp komutanına götürdü, Komutan “adın ne? Kimsen sen? Türkiye’de ne arıyorsun?” gibi ard arda sorular yöneltmeye başladı. Korkudan tüm Türkçe’mi unutmuş, İngilizce yanıt vermeye başlamışım. Aradığını bulmanın zevkiyle dört köşe olan komutan “tamam, aradığımız yabancı bu, alın götürün” diye emir verdi. Gözlerimi bağlayıp bir yere götürdüler, orada sanırım yaklaşık bir aya kaldım.
 
Konuşmasının bu yerinde hıçkırıklara boğulan Olivia son cümlesini tekrarlıyor “orada sanırım yaklaşık bir ay kaldım. Orada yaşadıklarımı yaşam kasetimden sildiğimden anlatmak istemiyorum, ama onların hepsini Allah’a havale ediyorum” dedi. Olivia’yı Cassim’ın eski karısı Güllü  kıskançlıktan Kübalı komünist casus diye askere ihbar etmiş. Yaklaşık bir ay sonra Olivia yargılanmadan diplomatik çabalar sonunda ülkesine sürülmüş.
 
Biraz sakinleşen Olivia cesur bir şekilde öyküsünü anlatmaya devam etti:
“buraya getirildiğimde beni yine hapishane bekliyordu. Yapılan sorgular sonunda suçsuzluğum anlaşılmıştı, ama yaklaşık 2 bin doları bulan uçak ve diğer masraflarımı ödeyemediğim için yaklaşık altı ay hapishanede kalmam söz konusu idi. İşte bu sıkıntı ile hücremde sürekli olarak Allah’a dua ederken, bir sabah gardiyan gelip “serbestsin” dedi. “Nasıl olur? Parayı ödemedim ki?” dedim. Gardiyan “orasını boş ver, aptalın biri ödedi işte” dedi. “Kimmiş o ödeyen, kabul edemem, çıkmayacağım işte” diye direttim. Şaşkın gardiyan gidip şefine durumu anlatmış. O da gelip beni sakinleştirerek “hanımefendi, aklınıza  bir şey gelmesin, arkadaşlar aralarında topladı, biraz da bizim polis fonundan yardım aldık ve sizin borcunuzu ödedik. Paranız olduğunda polis fonuna geri ödersiniz” dedi.  Bu gelen şişman dev yapılı şef kimdi biliyor musun? İşte eşim o zamanki adıyla Antonia...
Aslında parayı kendi birikimden ödemiş ve kabul etmem diye fon yalanını uydurmuş. Nedense orada iken onu çok etkilemişim...
 
Zamanla Antonia, fon bahanesiyle her fırsatta beni görmeye çalıştı. Bana ev ve iş bulmamda yardımcı oldu. Benim de bu dev vücudun içersindeki çocuğa karşı sempatim artmıştı. Çok temiz bir insandı... Bir gün tüm cesaretini toplayıp bana evlenme teklifi etti, bunun imkansız olduğunu çünkü benim Müslüman bir kadın olarak başka dinden biriyle evlenmemin söz konusu olamayacağını söyledim. Tabii şok olmuş. Günlerce görünmedi. Ben de bir şekilde onun eksikliğini hissetmeme rağmen, bu evliliği imkansız gördüğümden kendime hakim oluyordum.  Bir gün bu yine çıkageldi. “Sevgili Olivia, ben sana evlilik teklifimi yinelemek istiyorum, karım olur musun?” dedi. Ben “sevgili Antonia, sana bu işin olamayacağını, çünkü benim Müslüman olduğumu söylemiştim” dedim. O da yüzüne çocuksu bir sırıtma ile “Elhamdurullah ben de Müslüman’ım, adım da Ali” dedi. Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim, “inanmıyorum” diyebildim o ise “leilahe illah muhameden resulallah” demeye çalışıyordu. Meğerki benim teklifim ret etmem sonrası bu bizim Al Tawbah Camisi’ne (Tövbe)  gidip İslam’ı araştırmış ve oradakilerin yardımı ile Müslüman olmuş. Hatta şimdi o caminin yönetiminde aktif görev yapıyor. Neyse onun teklifini doğal olarak seve seve kabul ettim. Klinikteki bir sünnet töreni sonrası güzel bir düğünle evlendik. Şimdi Allah’ıma şükürler olsun bize Cassim’ın da olduğu gibi üç tane erkek evlat verdi:Omar, Osman ve Ali...
 
 
Peki şimdi Cassim’a ne oldu diyeceksin... O olay bir trajediydi maalesef... Cassim bir daha dönmedi. Üç yıl kadar sonra karakolda beşinci kattan atlayıp intihar ettiği ve kimsesizler mezarına gömüldüğünü söylediler. Hafize ana ise oğlu içerde iken acılara daha fazla dayanamayıp bu dünyadan göç etmiş. Mekanı cennet olsun... Onlar bence Allah katında görevlerini tamıyla yerine getirdiler, bak şimdi Türkiye’den on bin kilometre ötede bir Müslüman aile varsa, Allah’ın onları aracı olarak kullanması sayesindedir. Demek yaratan onları bu işe layık görmüştü... O ne yaparsa en güzelini yapar…
 
Ben de gördüğünüz gibi Allah’ıma çok şükürler olsun çok mutluyum, son bir arzum ise kutsal topraklara gidip Kabe’ye yüz sürmek...     
 
SON
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Avrupa Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim